Şiir Ve Yaratıcı Düşünce Günü

0 4.048

Bugün 19 Nisan…

Nedir bu günü bize önemli kılan diye soracak olursanız, bizler bu günü Şiir ve Yaratıcı Düşünce Günü olarak kutlamaktayız. Belki birçoğumuz bu günden bir haber. Fakat günün özeline baktığımız da mutluluk, üzüntü, sevinç, coşku ve daha bir sürü duygumuza iyi gelen ve iyi kalemlerden dökülen şiirler eşlik etmektedir. Çoğu zaman okuduğumuz bir mısra bizleri bir yerden başka bir yere seyahat ettirmektedir. Evet, vardır öyle mucizevî huyları…

Peki, şiir ve yaratıcı düşünce nasıl beslemektedir birbirini?

Şiir, sözcüklere farklı yorumlar getirmek veya onlardan kaynaklanan duygusal tepkiler yaratmak için biçim ve bir araya getirmeleri kullanır. Yaratıcı düşünme ise, yeni nesnelerin, süreçlerin ya da kavramların ortaya çıkmasını sağlayan bir süreçtir ve yeni fikirler biçiminde tezahür etmektedir. Yani diyebiliriz ki şiir dili, bu düşünce ile birlikte çağrışımın oluşmasında büyük öneme sahiptir. Çünkü yaratıcılık hayal gücü gibi durağan değil, sürekli gelişen ve değişen farklı kapılar açan bir yapıya sahiptir. İşte bu anlamda birbirlerini desteklemektedirler. Aynı zamanda insanın duygu yönünün en ağır bastığı edebi ürünün şiir olduğunu söylemekle beraber, onu okuyan biz insanlara da özgü yaratıcı yorumlar yapar hale getirmektedir. Şiirlerimizi de yaratıcı düşünce ve hayallerimizin yanı sıra söz sanatları ile desteklersek değmeyin keyfimize…

Eski zamanlardan başlayıp günümüze gelene kadar birçok edebiyatçıdan bunun örneklerini görmekteyiz aslında. Verdikleri çoğu eserler onların yaratıcılıkları sonunda ortaya çıkmaktadır. Okuduğum bir makalede şöyle diyordu;  “Abdürrahim Karakoç’un Mihriban şiirinde “Lambada Titreyen  Alev Üşüyor”, Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü şiirinde “Akrebin Kıskacında Yoğurmuş Bizi Kader”, Yahya Kemal’in Sessiz Gemi Şiirinde “Artık demir almak Günü Gelmişse Zamandan”, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş Şiirinde “Bir Namazlık Saltanatın Olacak, Taht Misali O Musalla Taşında” gibi birçok örnekler sunacağımız beyit ve dizeler yaratıcılığın göstergesidir. Kısacası yazarın hayal gücünü ifade ettiği edebi metinlerin her biri yaratıcılık örneğidir. Temel olarak bu alt yapıya sahip olması bireyde yaratıcılığın kullanılmasını ve ilerlemesini sağlar. “İnsanlara bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini söylemeyin. Yapılmasını istediğiniz şeyin ne olduğunu söyleyin ve yaratıcılıkları ile sizi nasıl hayran bırakacaklarını görün.” diyen General George S. Patton, yaratıcılığın önemini çok güzel bir şekilde açıklamıştır.

Ben de Rainer Maria Rilke’nin “Şiir Nasıl Doğar?” yazısıyla tamamlamak istiyorum bu yazımı. Kendisi şöyle demektedir;

“Bazılarının sandığı gibi mısralar duyguların değil, yaşanmış deneylerin sonucudur. Tek bir mısra yazmak için birçok şehirleri, insanları ve nesneleri görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken nasıl titrediğini öğrenmek gerekir. Bilinmez yerlerdeki yolları, beklenilmeyen rastlamaları ve uzun zamandır yaklaştığını sezdiğimiz ayrılışları, esrarı daha aydınlatılmamış olan çocukluk günlerini, size anlayamadığınız sevindirici bir haber verdikleri zaman kalplerini kırdığınız ana babaları, derin ve tehlikeli değişimlerle garip bir şekilde başlayan çocukluk hastalıklarını, kapalı odalarda geçen sessiz günleri, deniz kıyılarındaki sabahlamaları, denizin kendisini, denizleri, yükseklerde çağıldayan ve yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini yeniden, yeniden yaşamak gerekir.”

Kaynaklar:

cafrande.org

mozartcultures.com

dergipark.org

Şevval FALAY

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.