Kalbimden Notlar…

0 3.450

“Kalbim, şarkı söyleyen bir kuş gibi, yuvası hareli bir sürgünde; Kalbim, elma ağacı gibi…”

Virginia Woolf / Kendine Ait Bir Oda

 

İnişli çıkışlı hayat yolculuğunda yaşamak için sebepler ararız.

Kimimiz surat asarken kimimiz de gülmelere saklar kendini.

Zihnimiz bizim dünyamız…

Hayal gücümüz ise kıvrımlı sokaklarımız…

 

Bazen köşe başında yılmaz usanmaz umut katillerinin çöktüğünü hissederiz. Çıkmaz sokaklara benzetirim bu durumu. Bununla beraber bir diğer sokakta umudumuz beliriverir. Sanki elinde kırmızı balonlarıyla bekleyen bir çocuk gibi. İşte o çocuğun bize gelmesini bekleriz, aşkı bekleriz, umudu bekleriz. Hiçbirine de biz gitmeyiz. Sebeplerin bize gelmesini bekleriz. Fakat sebep için kırılmayı, umut etmeyi bile göze alamayız. İçimizde bir ihtimalli soru “Ya düşersem?” Bilmeyiz ki düştüğümüz için kırılmayız, kırıldığımız için düşeriz. Gençlik ateşi söner, kalbimizdeki elma ağacı meyve vermez. İyice kırılırız. Oysa hepimiz bakış açılarımızdan ibaretiz. Ben bende ne kadarım? Ne kadar özgürüm? Mesele sadece özgürlük mü onu da bilmeyiz. Bir daha soru sormayız. Her defasında başka başka yanıtlar veririz sorularımıza. Buruk bir gülümsemeyle kalakalır, soru kalıplarını kurmaya korkar, boğazımızdaki düğümle kendimizle olan koyu sohbetin ortasında bakar kalırız. İşte, ortada bekliyor seni hareli sürgün, kulaklarında kuyunun dibinden gelen boğuk şarkı sesiyle… Kulak veremezsiniz çünkü sesi duymuyorsunuz, kulak veremezsiniz çünkü kalbiniz ses geçirmiyor. Kuyunun kapağı kapalı çünkü. Uğraşırsınız olmaz. Tam vazgeçecekken, kalbinizin şarkı söyleyen bir kuş gibi olduğunu hatırladığınızdan beliriverir tırmanışlar. Tırmandıktan sonra ölüm gibi bir sessizlik kaplar etrafınızı bu defa. Kalbinizden af diler sitem edersiniz. Sonra neden, bir gün affedersiniz. O hani kuyunun dibinde ıslak, düz duvarlara tırmanmaya çalışan gariban kalbinizi. Kalbiniz mahşerinizden çıktı. Sessizlik de başladı… Kaç zaman geçecek sessizlikle? Siz kaç yıl örttünüz sessizliğinizi üzerinize? Daha sonra birden kalbiniz acıyla derinleştiğinden cengâver tavırlı oluverdi. İçiniz içinize sığmaz şimdi. İntikam için kapağı araladı yürek. Sebeplerin intikamı… Peki, kendinizi nasıl affedeceksiniz? Soracaksınız yeniden elbet, yüreğimdeki ağaca su verdim mi ya da kuş sesine hiç kulak verdim mi diyerek… Yolculuk dedim ya başında, yolumuz hala uzun ve henüz bir yokuşu atlattık üzülerek. Önce kırıldık sonra üzüldük. Sonrasında hatırladık hayat şarkısının daha bitmediğini. Sabahattin Ali demiştir ya:

 

“Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
Kırlara yayılan ilkbahar gibi,
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı,
Göğsümün içinde ateş var gibi…”

 

Ülkü CENGİZ

  

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.