“Sen köşeyi dönmek mi istiyorsun?”

0 2.615

Köşeyi dönmek deyimi TDK ‘ye göre “hiçbir çaba göstermeden kısa sürede zengin olmak” ya da “kısa yoldan ve büyük emek harcamadan sosyal ve ekonomik güç edinmek” anlamı taşır. Bana kalırsa sadece dilimizde böyle bir deyimin bulunması bile sosyo-kültürel açıdan toplumumuzu tanımak için yeterlidir. Ancak benim ve sanıyorum sizin de bu söylemi, bu bağlamda tartışmak yerine yaşamayı tercih eden kişiler etrafınızda vardır. Define hikayelerine ve dolandırıcılık öykülerine konu olan kimselerinin sanki bir lütufmuş gibi ticari zekaya muvaffak olduğu düşüncesi süregelmektedir. En köhne mahalle kıraathanelerinden bilim konusunda önde gelen akademisyenlere kadar herkesin dikkatini çeken bu alan ne yazık ki kültürümüze işlemiş bir kere… Laf aramızda ben de benzer öyküleri dinlediğimde dolandırılanlara üzülmek yerine bu kişilerin “işletme” konusundaki dehalarına şaşırmak ile kahkaha atmak arasında bir yerde kendimi buluyorum. Ne yapalım? Biz de bu topraklarda büyüdük. Şimdi kendinize birer demli çay koyun da size bu topraklardan geçen en büyük dolandırıcının hikayesini aktarayım. 

Sülün Osman Efsanesi

Madem karşılıklı çay içecek kadar hukukumuz var, ben de efsaneyi ona göre anlatayım. Sülün Osman, efsane olmak konusunda da haksız değildir. Kemal Sunal filmlerine, Aziz Nesin romanlarına konu olmuş, günümüzde anlatılan pek çok fıkranın temelini bir başına atmıştır. Aynı zamanda kendisi cezaevindeyken “Alın Teri ile Yaşamak” konulu bir konferans verecek kadar delikanlıdır. Peki bu adamı bu kadar sevmemizin nedeni nedir? Dolandırıcı olması mı? Yoksa kısa sürede çok paralar kazanması mı? Bana göre hiçbiri değil. Sülün Osman’ı bu kadar sevmemizin nedeni tabiri caizse kendi planlarını, dolandırmaya ya da kısa yoldan köşeyi dönmek uğruna kendini adayanlardan başkasına uygulamamasıdır. 

İstanbul’un daha yeni İstanbul olduğu zamanlardı. Köyden kente göç filmlere ve yazılara konu olacak kadar büyüktü. Elbette köylü her zaman milletin efendisidir. Lakin ki ilk zamanlarda kente göç eden kitle halihazırda köylünün efendisi olan ağa beyliklerinin efendisinden başkası değildi. Bu beyler sadece köylünün değil aynı zamanda şehrin de beyliği olmak adına yola koyuldular. Umutları “köşeyi dönmek” idi. Taşeron yine köylerde, yine ufak mezbahalarda kaldı. Zaten “büyük şehir” onun neyine? Anca rüyalarını süslerdi. Bu cahili cühela kesime beylik taslayan kısa yoldan büyük işler başaracağına inanan kesimin yollarını kesen de Sülün Osman oldu. Filmlerde, fıkralarda gördüğümüz köprü satma planları bir yana dursun kendisi parkların önüne kilim serip girenlerden ücret almak, saat kulelerini pazarlamaya kadar birçok dolandırma hilesinin mucidi olmuştur. Durum böyle olunca köprü ve saat kulesi almayı hayallerinde dahi göremeyen kesim bu zat-ı muhteremi kendisine kahraman, anlatılagelmiş fıkralara ise meşgale eylemişlerdir. Sadece zenginden çalıp fakire veren ütopik masalardaki Robin Hood, bu taze topraklarda illegal işler peşindeki gerçek bir kahraman olarak vuku bulmuştur.  

Sülün Osman’ın Tövbe Etme Zamanları 

Galata Köprüsü’nü satmak üzereyken tesadüfen yakalanan Sülün Osman namının duyulması ile hapis süresince ve hapis süresinin bitmesinden sonra da dolandırıcılık öykülerine devam eder. Kendisinin başlattığı bu furyanın halk tarafından kabulü o kadar büyüktür ki sadece Kemal Sunal’ın oynamış olduğu “En Büyük Şaban” filmindeki kült köprü satma sahnesine konu olmakla kalmaz ve daha nice filmlere konu olur. En sonunda bu durum Sadri Alışık’a dolandırıcılık dersi vermesine kadar ilerler. Çünkü Yeşilçam’ın müşterisi olan bu halk kitlesi çoktan onu yerel bir kahraman olarak kabul etmiştir. Namının iyice yayılmasından sonra Sülün Osman konferanslardan radyo programını söyleşilerine kadar birçok yere konuk edilmiş ve tövbe ettiğini açıklamıştır. Lakin kendisi bu tövbeyi, onu dolandırmaya çalışan birkaç kişiye dersini vermek adına bozduğu söylemiştir. Kendi tabiriyle masum olan kimseyi dolandırmamıştır. 

Sonuç olarak bu topraklarda Peyami Safa’nın Cingöz Recai’sinden Aziz Nesin’in Zübük’üne, Şekerpare filmdeki Komiser Ziver’den En Son Babalar Duyan dizisinden Hallederiz Kadir’e kadar birçok kolay para peşindeki kahraman geçmiştir ama hiçbiri Sülün Osman kadar olamamıştır. Fakat benim amcam “Defineci Osman Aga” hala yaşamakta… Kıraathanelerde çay içerken methini duyar mısınız bilmem. Eskişehir’den Yunanlılar çekilirken civar köylerden topladıkları altınları bir söğüdün dibine gömmüşler. Valla ben onun yalancısıyım. Hala para toplayıp defineyi arıyor. Çay içen birinin yanına yanaşıverir. “Sen köşeyi dönmek mi istiyorsun? ‘Büyük Yunan Ganimeti’ var. Rahmetli peder bana haritasını verdi. Sen kazma parasını çık. Defineyi paylaşırız.”

Nazlı ÇOBAN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.