Sahi, Ne Okuyor Bu Gençler? 

0 2.223

Pek tabii sosyal medyanın taze gözbebeği “Wattpad” uygulamasını okumaktalar. Bilmeyenler için kısa bir özet geçmek gerekirse; sanal hesaplarla kaydolduğunuz online bir kitap okuma sitesi diyebiliriz. Bütün bu bilgiler ışığında gençlerin belki de yarım yüzyıldır unuttuğu yazı yazma sanatının adeta yeniden doğuşu gözlemleyebileceğimiz yeni bir dönem gibi kulağa geliyor olabilir. Lakin ki değil. Kısa bir araştırma sonucunda dahi hakkında yazılmış onlarca makale bulabileceğiniz bu platform, z kuşağı diye tarif edilen 2000 sonrası neslin iktidarı altındadır. Durum öyle bir vaziyettedir ki uygulamanın içinde kitapların sınıflandırıldığı kategorilere bakarken “genç kız edebiyatı” isimli bir bölüm dahi gözünüze çarpabilir. Bu uygulamanın içinde bulunan kalan kategorilerde romantik tabanlı cinsel ögeler içeren edebiyat kisvesi tadında yayınlanan kitapları bulmak da mümkündür. Televizyonda yayınlanan yaz dizileri tadında ancak +18 içerikli bu yayınların henüz reşit olmamış kesimler tarafından yazıldığı anlamak için dahi olmaya gerek yok. 

Ne kadar enteresan? Öyle değil mi? Değil.

Tüm bu kitap yazma çabası içinde olan gençlerimiz kendi sıradan istemedikleri hayatlarından kaçma yollarını kurgulamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Neden bu kitapların bu kadar okunduğu konusuna da yeniden bu noktada varmaktayız. Aynı hayalleri paylaşma çabasında olan takipçiler yazarlar için gerekli imkân ve motivasyonu sağlamaktalar. Akademik çevrelerce kabul görmüş sosyo-psikolojik kuram veyahut yaklaşımlar ile bu durumun açıklaması yapmak kolay bir seçenek olurdu ancak ne yazık ki içinde bulunduğumuz bu süreç çok daha insani bir durum. Gençlerimiz sevme-sevilme kaygısı içerisindeler ve popüler kültür onlara bu kaygılarını gidermek için böyle bir seçenek sundu. Onlar ise bu seçeneği geri çevirmediler.

Geçmiş zamanlarda içindeki yazıları incelemek amaçlı girdiğim bir dönemde son derece klişe denebilecek bir konunun kurgusuna gözüm çarptı. Konu; genç güzel darboğazda olan bir kızın; zengin, yakışıklı, çağdaş alanda alfa olarak tabiri yapılan bir erkekle olan aşk macerasını anlatmaktaydı. Kızın babası ise son derece bağnaz bir karakter olarak bu ilişkiye karşı çıkmaktaydı. 

Ne kadar klişe? Öyle değil mi? Değil.

Çünkü kitapta kızın babasının lakabı “Sürmeli” idi. Kurguda kızın babası bir maden işçisiydi. Madende çalışırken kirpiklerinin arasına kaçan kömür tozları banyo yaparken bile çıkmadığı ve gözleri sürekli sürme çekmiş gibi göründüğü için bu lakabı almıştı. Bu kurguyu incelediğim sene 2015’ti. Somali faciası ise 23 Mayıs 2014’te gerçekleşti.

Eğer bağlantı kurmakta zorlandıysanız terör olayları ile gençlerin o dönemde yazdıkları berdel evliliğinden kurtarılan genç kız konulu kitapları incelemenizi öneririm ya da yakın zamanda ortaya çıkan ekonomik krizle beraber artan zengin koca bulma kurguları da bu konuya örnek olabilir.

Oysaki biz gençlerimizin yaşanan toplumsal kaygı ve sorunlarda sosyal medyaya kaçıp kendi hayallerini yetersiz bir edebiyatla sunduğunu düşünmüştük. Nerden bilebilirdik gençlerimiz içinde bulundukları bu toplumun sorunlarına aşk perdesi altında sevme ve sevilme dileğiyle karşı çıktıklarını? Realist sorunların fantastik-romantik öykülere, terör olaylarının geleneksel töreye karşı çıkan aşk öykülerine, ekonomik sorunların zengin hayat hayallerine, kadın cinayetlerinin genç kızlarımızın “uğruna dünyayı yıkarım” diyen erkeklerle birlikte olduğu romanlara yol açtığını nerden bilebilirdik? Nerden bilebilirdik gençlerimizin hayatlarından kopmak istediklerini yazdığını?

Edebiyatın başlatmış olduğu var olan sıkıntıları halk adına duyurma amaçlı yazıtları zamanla var olandan kaçma dileklerini duyurmaya dönüşmektedir ve biz bu yeni dönem yazılarını neden sonuç çıkarımı yapmaktan uzakta izlemekteyiz. Eğer bu yazıların sadece genç kızlarımız tarafından yazıldığı sanrısına kapılanlar var ise üzülerek onları tabiri caizse dünyaları tek başına kurtaran süper kahramanlara cesaretle kafa tutabilen karakterlerin olduğu genç erkekler tarafından yazılmış kurgulara davet ediyorum.

Okuduğumuz akademik yazılara her nasıl eleştiri ve çıkarım yapma amacıyla yaklaşıyorsak, okuduğumuz roman ve öykülere de aynı amaç ve eleştirel bakışla yönelmeliyiz çünkü içinde bulunduğumuz toplumun yankılarını en iyi genç zihinlerin yazmış olduğu yapıtlarda görebiliyoruz. Toplumsal süreçleri baz alan çıkarım ve tespitlerden uzak olan bu sosyal medya romanlarının her şeye rağmen içinde bulundukları dönemlerle bu kadar yakından ilgili dilek ve temennileri içermeleri biz okuyucuların gözünden kaçmamalıdır. Romanlardaki karakterlerin tüm bu dilek ve temennileri gerçeğe dönüştürmek için seçtikleri motivasyonun “aşk” olması ise romanları adeta mitolojik birer öyküye çevirmektedir. Sizi bilemem sayın okuyucular ama ben gençlerin bu romanları okuyup analiz ederken kendimi adeta bir bulmaca çözermiş gibi hissediyorum.

Tüm bunlar ne kadar enteresan? Öyle değil mi? 

Bence artık değil.

Gençlerin yazdıkları tüm bu romanlar ne kadar klişe? Öyle değil mi?

Bence artık onlar da değil.

 Artık “Sahi ne yazıyor bu gençler?” diye sorma zamanımız geldi.

Nazlı ÇOBAN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.