Ortadoğu’nun Bir Başka Tanrısı: Casus “Eli Cohen”

0 3.511

O kimilerine göre, ülkesi için bir kahraman, kimileri için casusların tanrısı.

Asıl adı “Eliyahu Ben Şahul Cohen” olan Eli Cohen, Mısır’ın İskenderiye şehrinde dünyaya gelmiştir. Çocukluğunda Musevi din medreselerine gitmiş, üniversite eğitimi için ise Kahire Üniversitesine gitmiştir. Burada mühendislik üzerine eğitim alan Eli’nin öğrencilik hayatı o zamanın ünlü hareketi olan Müslüman Kardeşler tarafından engellenmiş, üniversiteyi yarıda bırakmıştır. Casusluğunun ilk adımları sayılabilecek yıllarda yani 1950’lerde Mısır yönetimi aleyhine eylemlerde bulunmuştur. Bunların yanında 10 bin Yahudi’nin Mısır’dan İsrail’e kaçmasını sağlayan Goshen Operasyonunda da görev almıştır. (Fakat Mısır, bu operasyonda rol aldığını ısrarla reddetmiştir.)

Müslüman Kardeşler veya diğer adı ile İhvan-ı Müslimin hareketi 1928 yılında Mısır’ın İsmailiye şehrinde kurulmuştur. Hareketin genel amacı pan-islamist, şeriatçı bir toplum oluşturmaktır. Örgüt ilerleyen yıllarda çok fazla güçlenmiş ve başka dine mensup insanlara baskı uygulamaya başlamıştır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu baskıya uğrayanlara Eli Cohen de dahildir ve okulunu bu yüzden yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Örgüt ise hala faaliyetlerine devam etmektedir.

Cohen Mısır’da daha fazla barınamamış ve 1957 yılında bir bot ile İsrail’e kaçmıştır. Buraya geldiğinde hayatının aşkı olan Nadia Majald ile evlenmiştir. Eşi ile birlikte 3 yıl boyunca sessiz ve sakin bir hayat sürerken Mossad ajanları yanına gelmiş, ona bildiklerinden ve yaptıklarından ötürü Mossad adına casusluk yapması istenmiş fakat Eli bu teklifi reddetmiştir. Bu olaydan yaklaşık 3 yıl kadar sonra maddi bakımdan sıkıntılar ile boğuşmaya başlayan Eli Cohen, Mossad’ın teklifini kabul etmiş ve casusluk hayatı da 1960 yılında başlamıştır. Çok iyi derecede Arapça, İbranice ve Fransızca bilen Eli hızlandırılmış bir şekilde özel eğitimlerden geçmiş ve ardından ilk görev sahası Suriye olmuştur. (İlk görev yerinin Suriye olmasının nedenlerinden birisi (belki de en önemlisi,) Eli’nin üniversite derecesinde Arapça bilmesi ve Mısır, Suriye gibi Arap ülkelerini çok iyi tanımasıdır, zaten babası da Mısır’a Halep’ten göçen biridir.) Bu görevinde kod adı Sabit Emin Kamil’dir. Mossad kendisini eğitimlerden geçirdikten sonra Arjantin’e göndermiştir. Arjantin’e gönderilmesinin sebebi ise; o yıllarda, Arjantin’de birçok Suriyeli yetkili ve iş insanının bulunmasıdır. Arjantin’e giden Eli’ye görevine ve ilk gönderildiği yere uygun bir profil çizilmiştir. Hikâyeye göre, amcası bir zamanlar Arjantin’e yerleşmiş daha sonraları ailesini ve Eli’yi de yanına almıştır. 1956 yılında annesi ve babası ölmüş, kumaş alıp satmaya başlamıştır. Burada zengin bir iş insanı olarak ün kazanmıştır. Kısa bir zaman içerisinde Eli Cohen yani Sabit Emin Kâmil Arjantin’deki Suriyeli diplomatlar tarafından tanınmaya başlanmıştır. Bunun yanında Arap camiası onu “Arap davasına adanmış milliyetperver” olarak tanımaya başlamıştır. Dahası onu, Suriye’yi hiç görmemiş ve Suriye hasretiyle yanıp tutuşan bir insan olarak da görmüşlerdir. Evinde büyükçe ziyafet ve balolar vermiş, söz konusu etkinliklere Suriyeli diplomatların gelmesine çok fazla gayret etmiştir. 

Arjantin’de yeterli bir üne kavuşun Eli, kendisine atfedilen “Arap davasına adanmış milliyetperver” rolü ile Arjantin’deki nakliyat şirketini tasfiye etmiş ve Şam’da ikamet etmeye başlamıştır. Suriye’ye yerleştiğinde “Arap milliyetçisi bir iş insanı” olarak tanınan Eli, kurduğu şirketi kapattıktan sonra, Suriye’deki ilişkilerinde iş insanı kimliğinden sıyrılarak siyaset ve ordu ile daha çok iç içe olmaya başlamıştır. Elinde yüksek rütbeli devlet memurlarının listesi bulunan Eli Cohen, hiç zaman kaybetmeden bu listedeki isimler ile temas ve yakınlık kurmaya başlamıştır. Bu yakınlık o kadar fazla ileri gitmiş ve öyle bir güven ortamı oluşturmuş ki; Eli’nin ilerleyen zamanlarda bakanlık teklifi aldığı dahi söylenir. Üst düzey yetkililerin çok fazla güvenini kazanmış, yetkililerin herhangi bir askeri operasyona dair hazırlık çalışmalarını ilişkin konuşmalarında bizzat bulunmaya başlamıştır. Suriye askeri yönetiminin yakınlarında ev tutmuş ve aldığı bu bilgileri verici vasıtası ile İsrail’e göndermiştir. Haftada iki rapor ile başlayan bu bilgi akışı gün geçtikçe artmaya başlamıştır.

Her Casusluğun Bir Sonu Vardır…

Eli Cohen bu yaptıkları ile casusluk tarihini sil baştan yazdırmasına ve bir casusun ne kadar etkin olduğunu kanıtlamasına rağmen gün geçtikçe şüpheleri ve dikkatleri üzerine çekmiştir. Kendisinin faklı ilişkiler ağının içinde olduğunu çoğu kişi kabul etmese de ondan şüphelenen önemli bir isim vardı; dönemin Suriye İstihbarat Birimi başkanlığına getirilen Albay Ahmet Süveydani. Süveydani’nin onu deşifre edebileceğini düşünen Eli, İsrail’e dönmüş ve burada kalmak istemiş, fakat Mossad son bir görev için onu geri göndermiştir. Bu dönüş, Eli’yi sona yaklaştıran gelişme olmuştur. Suriye, Albay Ahmet Süveydani’nin isteği ile SSCB’den yardım istemiş ve bu çağrı üzerine 1965 yılında SSCB Suriye’ye askeri yardım yapmıştır. Yapılan bu yardım için bir günlüğüne Suriye’nin verici ile haberleşme ağı kapatılmıştır, fakat bu durumdan haberi olmayan Eli Cohen hala verici ile mesaj göndermeye devam etmiştir. Sistemler tekrardan aktif olunca ekranlarda sadece Eli’nin mors alfabesiyle gönderdiği raporlar gözükmüştür. Suriye istihbaratı mors alfabesiyle gönderilen bu kodu çözdüğünde büyük bir şaşkınlığa uğramıştır. Çünkü yazılanlar Suriye’nin bir takım gizli bilgilerinden oluşmaktadır. Yetkililerce sinyallerin geldiği yer taratılarak ve çıkış noktasının Eli Cohen’in evi olduğu saptanmıştır. Hızlı bir şekilde harekete geçilip kaldığı ev abluka altına alınmış ve Eli Cohen suçüstü yakalanmıştır. Eli Cohen, hızlı davranarak elindeki zehri içmeye çalışsa da buna engel olunmuş ve kıskıvrak yakalanmıştır. Bu gelişmelerin üzerine, Cohen’in Suriye’de kendi hesabına sağladığı güven ortamının etkisi ile onun Sabit Emin Kâmil kimliği ile tanıyan birçok devlet yetkilisi onun casus olduğunu reddetmiş ve komplo kurulduğunu iddia etmiştir.

Fakat yakalandıktan sonra çeşitli sorgulardan ve işkencelerden geçen Eli Cohen, yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir. Birçok ülke arabuluculuk yaparak idamı durdurmaya çalışsa da (buna Papalık da dahildir) Suriye hükümeti hepsini reddetmiş ve onu kendi deyimleriyle Şam meydanında ibret-i alem için asmışlardır. 

İdamından iki yıl sonra çıkan Altı Gün Savaşlarında, onun İsrail’e gönderdiği bilgiler İsrail’in elini kolaylaştırmış ve hatta Golan Tepeleri bu bilgiler sayesinde kolayca ele geçirilmiştir. Savaş başladığında İsrail sadece Golan Tepeleri hakkındaki bilgilere değil kendisine yapılacak tüm saldırı planlarını, hatta Suriye ordusunun envanterinde bulunan mermi sayısını bile bilmekteydi.

Eli Cohen’in naaşı Şam’a gömülmüş ve asla İsrail’e geri verilmemiştir. Elli altı yıl geçmesine rağmen, deyim yerindeyse her İsrail hükümeti Eli Cohen’in cenazesini almaya çalışmıştır. Buna en yakın örnek ise İsrail eski Başbakanı Binyamin Netanyahu‘nun 2021 yılındaki İsrail seçimlerinde bu konuyu dile getirip, ordu radyosundan Cohen’in cenazesini almaktan hiç vazgeçmediklerini ifade etmesidir.

 

Gürsel AYAYDIN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.