Mavi İstila

0 5.724

Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin denizleri, biyolojik farklılıklarıyla zengin bir çeşitliliğe sahip. 

Bu sebeple denizlerimiz, çeşitli nedenler sonucuyla doğal yaşam alanlarından taşınan, yerleşmesi ve istilasıyla tabiata, diğer türlere, insan sağlığına ve bulunduğu yerin ekonomisine zarar veren yabancı, tropikal türlerin ilgi odağı olması muhtemel durum haline gelmiştir. Bu istilacı balıklar, denizlerimize Süveyş Kanalı, Cebeli Tarık Boğazı ve gemilerin balans tanklarındaki taşıdığı larva ve yumurtalarıyla geldiğini söyleyebiliriz.

Ülkemizde bulunan, Asker balığı, Lokum balığı, Kılkuyruk Mercan gibi istilacı türlerin yanı sıra geçmişten bugüne kadar denizlerimizdeki biyolojik çeşitliliği en fazla  olumsuz etkileyen üç tane istilacı balıklardan söz edelim. 

Bunlar; Aslan balığı, Balon balığı ve Beyaz Sokar balığı.

Bulunduğu yaşam alanlarından taşınıp, denizlerimize yerleşen bu istilacı türlerin, çevremize, denizlerimize, ekonomiye ve yerel türlerin yaşam alanlarına oluşturdukları tehdit unsurlarından bahsedelim. 

Doğal yaşam alanlarımızı bu balıklardan nasıl koruyabiliriz? Ve bu türlerden nasıl faydalanabiliriz? Mavi yaşam için biraz bahsetmekte fayda var.

 

2004 yılında denizlerimizde yalnızca bir tane Aslan balığına rastlamış olmamıza rağmen, bir sezon sonrasında, araştırmalar sonucunda  bu istilacı türden 16 tane kayıtlara geçtiğini söyleyebilmemiz mümkün. Gelin, görkemli görünüşüyle tüm Akdeniz’e korku salan bu balığı yakından inceleyelim. 

Doğal yaşamı Pasifik olan bu balığa, şimdi ise tüm Akdeniz’de, kayaların altında ve yaşam alanı oluşturan her noktada rastlamak mümkün. Gövdesindeki zehirli dikenleri onu güçlü ve korkusuz kılan özelliklerinden birisi. Soğuk suda dahi yaşayabilen bu balık, üzerinize gelseniz dahi sizden kaçmıyor. Aynı zamanda gözü kara ve etkin bir avcı.

2007’de bir akvaryumdan denize bırakılmasıyla, üç yıl içerisinde tüm Karayip Adalarına yayılan istilacı Aslan balıkları, bir milyon yumurta bırakabiliyor, var olan türlerin üzerine baskı kurabiliyor ve habitatlarını kaplayabiliyor. Yerel türlerin yavrularını ise yiyebiliyor. Bu sebeple oldukça obur bir balık olduğunu söyleyebilmemiz mümkün. Balık piyasasında pek rağbet görmeyen bu balık, yakalandığında balıkçılar tarafından geri denize bırakılabiliyor. Diğer yerel balıklara nazaran bu yüzden fiyatları oldukça uygun. Bunun yanı sıra doğru bir temizleme yöntemiyle etleri de oldukça leziz.

 

Bir diğer istilacı tür olarak sayılan Beyaz Sokar balığı, 1945 de kaydı verilen bir tür. Geçmişten bugüne en büyük problemlerimizden birisi haline gelen Beyaz Sokar balığı, siyah renginin de bulunduğunu söylersek, oldukça lezzetli bir balıktır. Sırt dikenleri zehirli olup, tamamen otçul bir balık olarak sayılabilir. Bu nedenle Akdeniz’deki tüm makro alg örtümüzü yiyerek yok olmasını sağlamıştır. Uyandığımızda içinde bulunduğumuz doğanın, yeşilliğin yok olduğunu düşünün. Ne kadar tehlikeli bir istilacı olduğunu bahsetmeye gerek olmadığını varsayıyorum. Türkiye, tarihinin en önemli biyolojik çeşitlilik kaynağını, bu istilacı türün su altında bulunan tüm makro alg örtüsünü yemesiyle kaybettiğinden söz edebiliriz. Bundan dolayı, balıkçılığımız, biyolojik çeşitliliğimiz bir anda çok ciddi bir daralmaya girmiştir.

 

Akdeniz bölgesine tropikallerden gelen beş tür balon balığı olsa da, size bir diğer istilacı tür olan Noktalı Balon balığından bahsetmek istiyorum. Dişleri bir o kadar kuvvetli, her şeyi yiyebilen ve oldukça saldırgan bu istilacı tür, balıkçıların ağını ve oltasını parçalayabilir. Bu sebeple Balon balığı, balıkçıların korkulu rüyası haline geldiğini söyleyebiliriz. İstilacı Balon balığını, karaya çıkarmamız kanunlarımızda yasak. Nedeni ise oldukça zehirli olması. 

Geldiği andan itibaren başta Ahtapot ve Karides olmak üzere, balıkçılığı fazlasıyla olumsuz yönden etkilemiştir. 

Bu istilacı türü ne yazık ki tüketmemiz mümkün değil. Zehrinden yararlanabilmemiz için ise araştırmalar halen devam etmektedir.

 

Denizlerimizdeki bu istilacı balıklardan kurtulmamızı sağlayacak avcı balıklarımıza örnek gösterecek olursak, bunlara; Orfoz ve Köpek balığını söyleyebiliriz. Bu balıklar, istilacı balıklara galip gelebiliyor. 

‘Denize insanoğlunun müdahalesi yarardan çok zarar getirir’ sözünü anımsayalım. Avcı balıklarımız Akdeniz bölgesinde oldukça az kaldı. Azalmaya da devam etmekte. Nedeni ise insanoğlunun olta ve zıpkıncılıkla bilinçsiz avcılığından kaynaklanıyor. 

İstilacı balıkları azaltmamız ve denizlerimizdeki biyolojik dengeyi koruyabilmemiz ancak şöyle mümkün olabilir; 

Yanlış avlamayı önleyerek, aynı zamanda deniz koruma alanlarımızı genişleterek, balıkçılığa ve avlanmaya kapalı sahalar yaratarak biyolojik çeşitliliğimizi koruyabiliriz. Taşınan ve yerleşen istilacı türlerden bir diğer korunma yöntemi olarak da, bu türleri ekonomiye dönüştürebiliriz. Tüketebildiğimiz kadar tüketip, tüketemediğimiz de ise zehrinden veya türüne özgü olan şeylerden fayda sağlayarak büyük olan zararı küçültmemiz mümkün. 

Unutmayalım ki; istilacı balıkların geri dönüşü mümkün değil. Onlarla yaşamayı öğrenmemiz lazım.

  Gözde SARIDÜZ

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.