Şu Andan Geleceğe…

0 2.791

Gençlik, hayatın gerçekleri ile yüzleştiği zaman kendi verdiği tepkiyi algılayamaz çoğu kez. Belki de kabul etmez, etmek de istemez zannımca. Gerçeklikle yüzleşmek her an yaşanılabilen bir durum olmayabilir. Diğer yandan, belki klişe gelecek sizlere ama “gerçekler her zaman acıdır” denir. Fakat unutmamak gerekir ki; bazıları hayatın acı gerçekleriyle karşılaştığını söylerken, bazıları da kendi çabalarıyla hayatın güzellikleriyle karşılaşır, en azından “acı” ile güzelliğe yönelebilir. Yani buradaki kilit nokta “sizsiniz.” Siz ne kadar umut dolu olursanız, gerçeklikler size o kadar güzel olur. Bardağın boş kısmını değil, dolu kısmı görmeye başladığınız zaman hayatınızı güzelleştirirsiniz. Tercih sizin… 

Çocukluğunuzda her şey güzel gelir. Örneğin, yaralarınız anneleriniz öptüğünde acımaz. Çünkü kalbiniz saftır. Siz büyüdükçe kalp saflığını bırakır, zamanla o saflık bozulur. Çünkü gerçekleri görmeye başlarız. Gerçekleri gördükçe de kirlenir kalplerimiz mecburen. Tanıdıklarımız, gördüklerimizle kirlenir; aslında tanıyamadığımız desek daha doğru bir ifade olur. Kim bilir saf kalabilseydi kalbimiz neler yeşertecektik içimizde… Bu söylediklerim sizi karamsarlığa itmesin…  Eğer kendi kalbinizi bulabilirseniz, yani çocuk saflığınızı; “kim bilir bahçelerimizde bin bir renkte ne güzel çiçekler açacak…”

Hayatın her bir yeni evresi ile karşılaştığımızda endişelerimiz de arttı. Yaşamda yol aldıkça muhataplarımızın, gördüklerimizin sayısı daha da arttı. “Şu an” yaşanan, “gelecek” ise bazen karamsar (belki de kirli) bazen de umutlu bir gerçek…. “Şu andan geleceğe” uzanan hesaplamalara başladık. Durduk, “bir hayatın tam ortasına geldik galiba” dedik. “Dönüm noktası mı yani” diye bir sallandık. “Şu an ne yapacağım, nasıl yapacağım?” sorularını sormaya başladık kendimize. Hayat mücadelemiz başladı; kariyer planlaması gibi. Hayatımızı devam ettirebilmek için, sadece kendimize değil başkalarına da fayda sağlayabilmek için nasıl çalışırız diye feda etmeye başladık gecelerimizi, günlerimizi, yıllarımızı… Tıpkı yeni doğmuş bir çocuğun hayata alışmaya çalışması gibi; safça bir heyecanla… Ama, her zaman bir kirlenme ihtimali var ufukta; gerçekler ile yüzleştikçe kirlenen ben, sen, o…

Bir bebeğin ilk adımlarını düşünsenize… Hevesli, düştüğünde bile tekrar kalkıp attığı umut dolu adım… Annesinin, babasının gözlerine bakarak yaşadığı sevinç, o ışık…  İşte tam da o ışık bizim “şu andan geleceğe” umudumuz, sabrımız, azmimiz, hedeflerimize giden yol… 

Hayata umut dolu bakabildiğimiz sürece dimdik durabilir, kirlerimizi bin bir renkte çiçeklerle kapatabiliriz. İşte o zaman kirlenmek güzelleşir…

 

Büşra HELVACI

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.