Jung’ın Öncülüğünde İçsel Bir Yolculuğa Ne Dersiniz?

0 3.148

Carl Gustav Jung’ın Hayatı

Carl Gustav Jung 26 Temmuz 1875’te İsviçre’nin Kesswil kasabasında doğmuştur. Analitik psikolojinin kurucusu olan Jung derinlik psikolojisinin ise üç büyük kurucusundan biridir.

Aile çatışmasının içinde büyüyen Jung babası rahip Paul’u, dini inançları konusunda kuvvetli şüpheleri olan duygusal bir idealist; annesi Emile ise bir yandan gerçekçi, pratik, yumuşak kalpli iken, diğer yanda dengesiz, mistik, merhametsiz olarak tanımlardı. Annesinin Jung 3 yaşındayken akıl hastanesine yatması onu derinden etkilemiştir. Yalnız ve içe dönük bir çocukluk geçiren Jung duygu ve düşünceleriyle kendi içinde savaşan aklından geçen düşünceleri kendinden başka kimsenin daha iyi anlayamayacağını düşünürdü. Jung, gördüğü rüyaların ve doğaüstü imgelerin anlamını çocukluğundan itibaren düşünmeye başlamıştı. Otobiyografisinde hep kendi başına oynamak zorunda kalmanın hüznünden ve yalnız bir çocukluk geçirdiğinden bahseder.

6 yaşında okula başlayan Jung kendisini yetersiz hissettiği için annesinden övgü aldığı zaman hakketmediğini düşünürdü. Bu düşünceler 11 yaşına geldiğinde daha çok derinleştiği için okulda ki arkadaş ilişkileri bozulmuş derslerindeki başarısı da düşmüştür. Öğretmenlerinin gözünde tembel, başarısız ve yaramazlığın sebebi olan Jung bir arkadaşının omuz darbesiyle ağır bir şekilde başından yaralanmış ve 6 ay kadar tedavi görmüştür. Tedavisi bittikten uzun bir süre daha geçirdiği bayılma nöbetlerinden dolayı okula dönememiştir. Bayılma nöbetlerinin bilinçli olduğunu fark eden Jung bu nöbetlere şeytanca bir senaryo adını vermiştir. Bayılma nöbetlerini atlatıp okula dönen Jung artık tam tersi bir karakter göstermeye başlayıp sağlıklı arkadaş ilişkileri kurmuş ve okulda üstün bir başarıya sahip olmuştur.

Jung bu iki farklı karakterini  “sanki iki kişiliğim var; biri daha özverili, çalışkan, özgüvenli diğeri ise yaşlı gibi hissediyor, kimseye güvenmeyen, yetersiz bir kişi” olarak tanımlamaktadır. Bir süre sonra bu kişilikler arasında yaşanan bölünmeler ve çatışmalar Jung’a zarar vermeye, günlük hayatını, meslek seçimini, kararlarını etkilemeye başlamıştır. Meslek seçiminde ilk kişiliğinin ilgi alanı temel bilimler, zooloji vs. iken ikinci kişiliğinin ise tarih, arkeoloji vs. dir. Bu iki kişilik arasındaki problemi tıp seçerek çözümlemiştir. Fakat bu seferde tıp içinde hangi bölüme yöneleceğine karar verememiştir. Okuduğu bir psikiyatri kitabıyla bu bölümden iki kişiliğinin de hoşlanacağına karar vermiştir. 1895 yılında Basel’de tıp eğitimi almaya başlamıştır. 1899 yılında 24 yaşında ise psikiyatri alanında karar kılmıştır.

Mezuniyetinden sonra Zürih’te bulunan Burghoeltzli Akıl Hastanesinde şizofreni uzmanı ve şizofreninin isim babası olan Eugene Bleuler’in asistanı olarak hizmet vermiştir. 1902 yılında okült (gizli, görünmeyen) fenomen (etkiler) ve onların Psikoloji ve Patolojiye Bağlantıları konusunda tezini tamamlayarak doktorasını yapmıştır. Meslek hayatının devamında Paris’te bilinçdışı ve hipnoz üzerine çalışmaları olan Pierre Janet ile çalışmıştır. 1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlenmiş ve 4 kız 1 erkek çocuğu olmuştur. 1904-1905 yılları arasında çalıştığı klinikte Deneysel Psikoloji laboratuvarını kurmuştur. 1907 yılında ise Freud Sigmund ile tanışmıştır. Bir süre beraber çalışmalar yürüttükten sonra fikir ayrılıklarından dolayı dostlukları da çalışmaları da sonlanmıştır.

 

Carl Gustav Jung’ın Kişilik Kuramı

Maskeleriminiz gölge oyunu mu? Gölgelerimizin maske ile oyunu mu?

Hepimiz günlük yaşantımızda binlerce maske taktığımızın farkındayız. Peki, içimizde görmeyi reddettiğimiz bir başka “ben” olduğunun farkında mıyız?

Her olayda, her durumda, her kişide iyi ya da kötü olduğunu düşünmeden değiştirdiğimiz maskelerimizden korkmuyoruz değil mi? Görmeyi reddettiğimiz bir başka “ben”i de korkmadan kabullenmeye ne dersiniz? Benim değil Carl Gustav Jung’ın sadece bize bir önerisi J

Jung’ın binlerce insan ruhunu anlama çalışmaları içerisinden kişiliği belirleyen iki arketipinden (Arketip: bir şeyin ilk örneği, varsayılan hali, kalıp, şablon) bahsetmek istiyorum. Persona (maske) ve gölge.

Jung her insanın içerisinde mutlaka bir gölgesinin bulunduğunu düşünmektedir.

 

“Ne yazık ki insanın, bir bütün olarak, kendisini hayal ettiğinden ya da olmak istediğinden daha az iyi olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur. Her bir insan bir gölge taşıyor ve bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az somutlaşıyorsa, o kadar karanlık ve daha yoğun oluyor.”

 

Gölge kişisini bir nevi kötülük kavramıyla bağdaştıran Jung bir insanın gerçekten iyi olabilmesi için kötülük potansiyelinin de farkında olması gerektiğini savunur.

“Kökleri cehenneme kadar uzanmayan bir ağacın, dalları cennete yükselemez.” -Jung

Jung’ın kötülük kavramı ile bağdaştırdığı gölge arketipi aslında insanın ilkel, içgüdüsel, vahşi bastırılmış, değersiz ve karanlık tarafını ifade eder.

Gölge kişiliğimiz gizli, bastırılmış, değersiz ve günahkar yönlerini ve aynı zamanda uzun süre gömülü kalan veya hiç bilince ulaşamayan içgüdüleri, yetenekleri ve ahlaki nitelikleri içerdiğinden dolayı korkutucu geldiğinin farkındayım fakat Jung’ın söylediğine göre gölgemizden kaçmamız mümkün değildir.

Aslında gölgelerimizin maskelerimizle oyunu tükettiğimiz çoğu şeyin içinde. İzlediğimiz dizi/filmler, okuduğumuz kitaplar, biri tarafından eleştirildiğimizde hatta bilim adamlarının yaptığı deneylerde. Bazı dizi ve filmlerde başrollerin kendi içinde iyi ya da kötü fark etmeden sadece kendi içindekiyle savaşması veya iyi bir karakterin öfke patlaması, kötü karakterin ise herhangi bir durumda içindeki merhametini hissetmesi onların gölgeleridir. Okuduğumuz kitap karakterlerinin kendi duygu ve düşünce çatışmalarında, bir arkadaşımız tarafından kusurlu bulduğumuz bir özelliğimizin eleştirilmesi durumunda içimizde bir öfkenin kabarması, sadece deney için rol verilen sıradan kişilerin kendilerini kaybedip deneye kaptırmaları ve kişilere zarar vermek zorunda olmamalarına rağmen zarar vermeleri onların bastırdıkları gölgeleridir. Özellikle hiç beklemediğimiz iyi biri olduğunu düşündüğümüz kişiler birine zarar verdiğinde çok şaşırır çok iyi birisi olduğunu nasıl böyle bir şey yaptığını sorgularız. Bu kişi ise açıklama yaparken kendimde değildim, hatırlamıyorum tarzında açıklamalar yapmaktadır. İşte tamda kendinde olmadığı sırada içindeki “ben”e yani gölgesine teslim olmuştur. Tamda bu sebeplerden ötürü Jung gölgemizi kabullenip onunla bütünleşmemiz gerektiğini söyler.

 

“Kişi ışık figürlerini hayal ederek değil, karanlığı bilinçlendirerek aydınlanır.”-Jung

 

Hiç maske takmadığımız bir zaman dilimini hatırlıyor musunuz? Evet çocukluğumuz doğru cevap. Çocukluğumuzda personamız yoktur çünkü sosyal çevre, toplum tarafından kabul görme ve imaj gibi kavramlardan haberimiz yoktu. Dönem dönem çocukluk özlemimizin ortaya çıkmasının sebebi bundan kaynaklanmaktadır. Ne içimizdekini bastırmak zorundaydık ne de rol yapmak zorundaydık.

Jung’ın persona tanımı şöyledir: “Persona bir yandan başkaları üzerinde belli bir izlenim bırakmak ve diğer yandan bireyin gerçek doğasını gizlemek için tasarlanmıştır.”

Günlük hayatlarımızdan örnek verecek olursak yeni tanıştığımız insanların aradan zaman geçtikten sonra ilk tanıştırdıklarının aslında maskeleri olduğunu çok rahat bir şekilde görebiliriz. Oluşan yeni ortamda kabul görülme isteği bizi ortama uygun maske takmak zorunda bırakır. Bunun benzeri daha bir çok örneği okulda, işte, markette görebiliriz. Bu arada okuldan, işten ya da herhangi bir yerden döndüğümüzde eve dönerken ki kendimize bakmayı da unutmayalımJ

Daha basitleştirilmiş bir persona tanımı için “persona insanın çıkardığı, çevresine gösterdiği tarafı” da diyebiliriz. Bu duruma şöyle bir örnekte verebiliriz: bir katil karizmatik, güvenilir, çalışkan bir persona yaratıp içindeki kötüyü gizleyip, herkesi manipüle edebilir. Jung’a göre gölge, sürekli ego üzerinde hakimiyet kurmaya çalışır. Toplum içinde yaşayan kişi ise gölgeyi bastırıp personayı ego üzerinde hakim kılmaya çalışır.

“Tehlike, insanların personalarıyla özdeşleşmesidir. İnsanların ne düşündüğüne aşırı derecede önem veren, tamamen persona olan sığ, kırılgan ve uyumlu kişilik türü olabilir.”

Personanın sakıncalı tarafı maskeyi uzun bir süre takıp o maskeye dönmekken, gölgenin sakıncalı tarafı ise gölgeyi uzun süre açığa çıkarıp gölgenin kendisine dönüşmektir.

Ne gölge arketipi göründüğü kadar tehlikeli ne de persona göründüğü kadar masumdur. Hayatımızın her yerinde kurmak zorunda olduğumuz dengeyi en çokta bu iki zıt kavram arasında kurmalıyız. Ne gölgemizi görmezden gelmeli ne de maskenin altında uzun süre kalmalı…

 

“Girmeye korktuğun mağara, umduğun hazineyi saklıyor olabilir.”– Joseph Campbell

 

KAYNAKÇA;

carl-jung/ biyografi

gustav jung psikoloji/ thefeasjournal

carl gustav jung hayatı ve eserleri/ leblebitozu

gölge arketipi insan ruhunun karanlık yanı/ aklınızıkeşfedin

carl jung’ın analitik psikolojisi gölge yanınla yüzleş/uplifers

persona,gölge,ego/kapsikoloji

carl gustav jung persona ve gölge/ psikosayfa

gölgemiz biim gizli kişiliğimizdir/martıdergisi

jung gölge çalışması nedir/ themagger

 

Selensu TARAKÇI

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.