Basamakta Bir Yıl…

0 3.430

Kar tanelerinin bile dokunmadığı şehir, bu gece için ışıklarla bezenmiş, özenle gelin edilmiş. Bana kalırsa, ki hiçbir zaman bana kalmaz, bu düğün tek gecelik gösteriş budalalığından ibaret, önümüzdeki üç yüz altmış beş günün bizi kıyıma götürmesine hazırlık sadece. Her şeyin meyvesi olabilir. Tabi bir de açılması alışılmış, kendine çeken bir hediye paketine kim hayır diyebilir? Türün koduna yazılmış bir tür açlık! Bu açlığa yenik düşmeyi başka bir köşeden baksam zayıflık olarak adlandırabilirdim. Neyse ki bu köşeye yürümeyi başarmıştım ya da sadece buna inanıyordum.

Şimdi sokakta yürümüş, bu aşağılayıcı fakat bir yandan da tatmin eden el yapımı gecenin tadını çıkarmaya ve kalabalık yalnızlığımla geceyi adımlamaya çalışıyorum. Çocukluğumdan kalma zihinsel meşgalem: Düşünüyorum, bu soğukta kimin canı istemiş yeni bir yıla adım atmaya; kim ister onca günü, saati bir anda durdurup yeniden başlatmaya ve bir o kadar gün için yeniden başlamaya? Bu saflıktaki düşünceler beş yaşımdan kalma olabilir. Tam olarak bunun gibi olmayan daha mutlu olduğum ve kesinlikle karın yüzünü gösterdiği günlerden olma bir kış gününde, o kırmızı kapaklı kitaba ilk dokunduğumdaki gibi. Kibritin ışığında doyurulamayan ihtiyaçlarının sıcaklığına sığınmış, fizyolojik varoluşunun her bir zerresine kadar donmuş olmasına rağmen tin kelimesinin içinde inadına atan bir çocuk kalbini, bir çocuk olarak duyumsadığım zamanlardan. O yaşlarda okumam olmadığından babamın bir tek kitaplar üzerinden beni sevişinin bana en güzel mirasıdır kibritçi kız. O yılbaşı kitabım gibi kırmızı neyim varsa giyinmiş, tüm gün pencereden soğuğu gözetlemiş ve kimseyi üşütmemesi için ona tatlı tatlı konuşmuştum. O geceye ve peşi sıra gelen tüm yılbaşı gecelerine o zamanlardan kalma bir düşmanlık beslemiş fakat karşı konulmaz bir çekimle de her yılbaşını, tebessüm ettiren sıcak bir his ile karşılamıştım. Çelişkili hisler barındırdığım tüm o gecelerden yıllar peyda olmuştu. Ben ise ruhumda ve bedenimde o yılların dokunuşlarına izin vermiş, en çok onun dokunuşlarının tatminkârlığını aynı zamanda ıstırabını yaşamış biriydim artık. Bu halimle bir an yeni gelen yılı kucaklayıverebilir hemen ardındaki an ise onu genel geçer tüm birikimimle yerden yere vurabilirdim. Tüm bu zihinsel karmaşayla beraber saatin gece yarısını bulmamasına rağmen geç olduğunu düşünecek kadar yaşlanmış, kırklı yaşların beni getirdiği alışılmışlıkla yeni bir günü daha adımlamaya takatim olmadığına karar da verebilirdim. Oysaki sadece doğuştan kurulmuş bu düzene alıştığım şekilde ayak uyduracağım ve soğuğun kokusunu içime çekerek çelişkili tatminkârlığımı damağıma yerleştirivereceğim en sevdiğim kestane şekerinin tadını alışıma aldırmadan.

Gece son buluyorken sadece üşüyen ayaklarımın kararıyla ve biraz da yorulmuş olarak kendimi buz gibi bir banka bırakıyorum. Soğuktan ya da yalnızlığımdan olsa gerek ve belki de yaşlılığın beni getirdiği melankolikle huysuzluğumu, beni daha sıcak kılacak bir kürk edasıyla üstüme geçiriyorum. Artık geceyi bitirmeye az kaldı. Bir daha yaşayamayacağım bir yılın bir daha yaşayamayacağım şatafatlı fakat ölmeye yüz tutmuş gecesine bir şekilde veda etmeliyim. Milyonlar hatta milyarlar için bir doğum günü edasıyla kutlanan bu partiye aldırmadan ben, kaybettiğim bir yılı daha defnedeceğim. Ellerimi ceplerimden çıkarmadan soluğumu atkımla buluşturarak oturduğum bu bankta umursamazca geçip gittiğim yılların yasını tutacağım ve her şeye rağmen ise umursamazca geçip gideceğim yeni yıllar için umut besleyeceğim. Bize bahşedilmiş gibi görünen ve bizi sahte umutlarla daha çok umutsuzluğa düşüren, ütopya inancımıza sahip çıkarak bizi gerçeklikten alıkoyan, bu gibi geceleri her zaman karşı konulmaz bir heyecanla karşılayacak ve inatla reddedeceğim.

 

İrem GÖÇYENEN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.