Nostalji: Rengârenk Bir Serüven Neredesin Firuze

0 3.455

Yönetmenlik koltuğunda Ezel Akay’ın oturduğu 2003 yapımı “Neredesin Firuze” filmi, yönetmenin tıpkı diğer filmleri gibi Ezel Akay’ın rengârenk dünyasından bize sunulan bir rüya gibi. Neredeyse çoğumuz bu filmi çocukken izlemiş ve zaman içerisinde arada tekrar tekrar açıp yine izlemişizdir. Efsane bir kadroya sahip olan filmin konusu ise şöyle: müzik piyasasında hayatta kalmaya çalışan beş arkadaşın başına gelen türlü olayların içinde imdatlarına taze bir soluk gibi yetişen bir kadınla birlikte hayatlarının yörüngesinin tamamen değişmesi.

Başta da değindiğim gibi filmin kadrosu inanılmaz derecede geniş. Film, 2000’ler sırasında neredeyse çokça üne sahip herkesi kadrosunda bulunduruyor. Haluk Bilginer, Özcan Deniz, Demet Akbağ, Cem Özer, Ragıp Savaş, Şebnem Dönmez, Ata Demirer, Ruhi Sarı, Janset, Ahu Türkpençe ve Hamdi Alkan bu ünlü isimlerden yalnızca birkaçı.

Ünlü oyuncuların yanı sıra filmde her günün başlangıcında bir şarkıcı sahne alıyor. Şarkıcılar ise şöyle: Özlem Tekin, Müslüm Gürses, Işın Karaca, Burcu Güneş, Bulutsuzluk Özlemi, Ciguli, Emre Altuğ ve Erol Büyükburç.

Fakat bu filmde şarkıları seslendiren kişiler yalnızca şarkıcılar değil, oyuncular da haliyle gerçek bir Unkapanı hikâyesi anlatılıyor oluşundan birçok şarkı söylüyor ve performans sergiliyor. En basitinden “Ya evde yoksan?” sahnesi izlemiş ya da izlememiş herkesin bildiği, her seferinde keyifle izlenen bir sahneydi.

 

 

Hikâye, Özcan Deniz’in yaşadığı olaylara dayanıyorken her karakterin de aslında gerçek hayatta bir temsili var. Fakat bundan ziyade esas bahsedilmesi gereken şey Ezel Akay’ın bize nasıl bir izlence şöleni oluşturduğu ve alt metne eklediği küçük nüanslar. Gerek şarkılar, gerek danslar harika olsa da Ezel Akay filmde müziği öyle bir boyuta taşımıştır ki, hayatımızda müzik var olduğu sürece hayatımızın renkli olduğu mesajını bize iletir. Müziksiz yaşamak demek, sıradan bir yaşam süren sıradan insanlar olmaktır. Bunu da müzikle ilgilenen karakterlerin sürekli cıvıl cıvıl, canlı renkler giyerken figüranların hep gri giymesinden görürüz. Her şey geçtikten, o güzel rüyadan uyanıldıktan sonra da Firuze’nin bir anda bembeyaz kıyafetlerinden gri kıyafetlere dönerek diğerleri gibi olduğunu, sıradan biri olduğuyla yüz yüze geliriz.

 

 

Bu biricik, trajikomik dünyada tıpkı gerçek hayatta da olduğu gibi acı da var, hüzün de, kahkahalar da. Aşksız yaşanmıyor, kimi zaman aşkla bile yaşanılamıyordu. Hayaller uğruna gerçekler feda ediliyor, sonra gerçeklerin tokadı surata demir bir yumruk gibi sertçe çarpıyor. Ama yine de romantik olmadan da yaşanılamıyor. Gerçek hayatın ta kendisi anlatılıyor olsa da sanki bize bambaşka bir masal gibi. Bu eşsiz film için daha söylenebilecek çok şey varken yazmakla bitmeyeceği gibi bir gerçek de var. O yüzden son olarak filmden şu replikleri bırakıyorum:

 

Herkesin bir hikâyesi var. Bizimki de bu olsun anasını satayım.”

 

 “Kalp kanseri yani para kanseri gibi, biliyorsunuz, ölüm varsa bütün paralar da kalp.”

 

“İnsan yaşarken bilmez yaşadığını, öğrenmeli…”

 

   “Müzik her yerde lan, bak minibüste, sokakta, yürüyen insanların kafalarında, pasajlarda, dükkânlarda, lokantalarda, emlakçılarda, fırınlarda, her yerde! Müzik yenilir, müzik içilir, müzikle küfredilir ve ancak müzikle ilanı aşk edilir bu memlekette!”

 

“Gerçek dediğiniz nedir ki? Gerçekler söylenince artık hatırlanacak ne kalıyor geriye?”

 

“İntihar edeceksek yaşayarak edelim.”

 

“Evet, bitmeyen yarışma… Bitmeyecek, daha çok gülüp çok ağlayacaksınız bizimle.”

 

Ve son olarak, “Olur mu öyle şey, çocuklar? ben hep evdeyim!”

 

 

                                                                                                                                                                   Melisa YILDIZ

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.