Siyaset ve Yalan İlişkisi

0 5.891

Niçin yalan söyleriz?

Bunu sebeplerine baktığımızda iyi hissetmek, eleştiriden kaçmak, gerçeği söylediğimizde yaşanacak olan olumsuz durumdan, başkaları tarafından sürekli onaylanma ihtiyacı olabilir. Bu durum senin içine doğduğun dünyada var zaten. Kimileri bunu patolojik sebeplerden yaparken kimileri de masumca sebeplerden dolayı söylemektedir.

Peki, politik yalanlar?

Biraz daha düşündüğümüzde söylenmesinde pek sakınca olmadığı düşünülen, bazı durumları idare etmek amacıyla başvurulan yalandır diyebiliriz. Ancak politik yalanı politik davranmakla karıştırmamak gerekir. Yalan söylemeden yönlendirici olabilmek, bir durumu idare etmek, farklı taraflarla ılımlı ilişkiler sürdürebilmek mümkündür. İnsanın çevresi genişledikçe daha fazla insan ile iletişim kurmaya da başlayınca zihinsel becerileri gelişir. Olduğu çevreye uyum sağlamak ve kendini kabullendirmek içinde sürekli yalana başvurur. Siyaset için yalan bir hak aracı mıdır peki? Ya da yalandan arınmış bir siyaset mümkün müdür?

Hannah Arendt’in bu konuda şöyle demektedir;  “Yalanlar çoğu zaman gerçeklikten çok daha makul, akla çok daha yatkındır. Çünkü yalancı, izleyenin ne duymak istediğini ya da nasıl bir beklenti içinde olduğunu önceden bilmenin sağladığı avantaja sahiptir” Arendt, aynı zamanda yalanı ikiye ayırır. Bunlar modern ve klasik yalanlardır. Asıl sorunlu olan ise modern yalanlardır. Modern yalan, örgütlü yalandır; küresel bir manipülasyonu içerir. Klasik yalan ise tamamen her alana yayılmamıştır, yalancı da yalanının farkındadır. Bu durum yalancıyı kemirir, bu klasik yalan modern yalana göre daha zararsızdır. Modern yalanda ise yalan, tüm alana yayılır ve yalan söyleyen bile artık neyin hakikat olduğunu bilemez. Bunun nedeni, modern yalandaki manipülasyondur. Bazı siyasetçilerin, bürokratların bu yalana başvurduğu sayısız örneklerle doludur. Genel geçer siyaset algısına zemin oluşturan devlet yalanı pratiği, “geleneksel” yalan türüne girer. Buna göre yalan, gerçeği yok etmez, sadece gizler. Her tür kanıt yok edilse dahi olgusal boşluklardan, tutarsızlıklardan yola çıkarak gerçek ortaya çıkarılabilir.

Tüm bunlara rağmen siyaseti yalandan uzaklaştırmak mümkün müdür? Diye bir soru gelir aklımıza. Şöyle ki, yalan söyleyen kitlelerin ne duymak istediğini bilir ve buna göre hareket eder. Bunu o kadar cezp edici bir şekilde yapar ki bu söylediği yalanı daha da cazip hale getirir. Siyaseti, hakikat anlatıcılığıyla yalandan korumak mümkündür diyor Hannah Arendt. Bu hakikat anlatıcısı dediği kişiler, filozof, sanatçı, tarihçi, tanık ve bilim insanlarıdır. Siyasal alan ihtişamlıdır, bu ihtişamı modern yalandan koruyacak olan ise hakikat anlatıcısıdır. Ve siyasal alan ihtişamını ancak hakikatle sınırlarsa koruyabilir demektedir.

Yani yalan hayatımızın her alanı ile beraber siyaseti de içinde barındırmaya devam edecektir. Siyasi yalanlar insanların olgulara karşı doğru bir tepki vermesini ve düşünmesini zorlaştırır. Aynı zamanda siyasal kurumların istikrarsızlaşmasına da sebep olur. Asıl olması gereken hakikattir. Bu kadar yalan ile iç içeyken bize gereken o hakikat anlatıcılarıdır. “Dünya yıkılsa da adalet yerini bulmalı mıdır?” sorusuna “Fiat Justitia, pereat mundus” yani

“Adalet yerini bulsun, gerekirse dünya yıkılsın” diyen Arendt gibi…

 

Kaynakça:

birikimdergisi.com

evrimagaci.org

adapsikoloji.com

 

                      Şevval FALAY

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.