Küçük Albert’in Sarsıcı Hikayesi

0 3.262

Dünya’nın En Korkunç Deneyi, Tarihin En Utanç Dolu Deneyi, John Watson Koşullanma Deneyi gibi daha nice başlık yazılmış ve yazılabilir. Akıllarda ise tek bir soru “korku öğrenilebilir mi?”

Tüm bu etik ve ahlaki değerler içerisinde iyi ya da kötü eleştirilerin hedefi olan hatta günümüzde hala çeşitli teoriler üretilen “Küçük Albert Deneyi”nin ilham kaynağı Rus Fizyolog Ivan Palov’dur. Palov’un köpekler üzerinde gerçekleştirdiği klasik koşullanma deneylerinden etkilenen Amerikalı psikolog John B. Watson’ın “insanlardaki duygusal tepkilerin koşullanıp koşullanmayacağını” sorgulamaya başlamasıyla Küçük Albert’in sarsıcı hikayesi de başlamıştır.

Birçok kaynakta 8 aylık olarak bilinen sağlıklı bir bebeğin “korku” kelimesini dahi söyleyemiyorken, deneyin temel amacı korkularımızın ana rahminden bizimle beraber mi doğduğu yoksa çevre faktörüyle bize nüfus mu ettiği ikilemine bir cevap bulmaktır. Watson sahada yaptığı araştırmalarda insanların korkularını sonradan kazandığına dair bir gözlem yapınca, bu çalışmaları bir denek üzerinde denemek ister.

John B Watson ve asistanı Rosalie Rayner, çalıştıkları John Hopkins hastanesi kreşinde oynayan çocukları uzaktan incelemeye başlarlar. Fakat, “korku” hakkındaki sorularının cevapları için kesin yanıtlar alabilecekleri testler yapmaları gerekir. Watson ve asistanı deney için 8 aylık sağlıklı bir bebek olan Albert ile bir deney tasarlamaya karar verirler. Albert’in annesi geçimini sağlamak için her gün hastaneye giderek sütünü para karşılığı satar, Albert da bu sırada hastanenin kreşinde annesinin işi bitene kadar diğer çocuklarla oynardı. Bazı kaynaklarda annesinin para karşılığında bu deneyi kabul ettiği de söylenmektedir.

Watson ve Rayner’ın “Albert B” dedikleri ama bugün halk arasında Küçük Albert olarak bilinen bebek Albert’ın deneyin başlangıcında hayvanlardan korkusu yoktu. Albert’e daha önce görmediği beyaz tavşan, beyaz bir fare, yanan kâğıt parçaları, peruk, maske gibi nesne ve durumlar gösterilir; bunlara karşı nasıl bir tepki vereceği izlenir. Burada amaçlanan Albert’in bu nesne ve durumlara koşulsuz bir tepkisi olup olmadığını anlamaktır, Albert ise hiçbir korku belirtisi göstermez ve önüne gelenlere gülümser.

Bu testten sonra Albert’ı boş bir odaya götürürler. Odada Albert’ın üzerine oturduğu bez yatak haricinde hiçbir eşya bulunmaz. Daha sonra Watson ve asistanı Rayner odadan çıkar, yalnız bıraktıkları Albert’ın yanına beyaz laboratuvar faresi salarlar. Albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyi çok sever, yakalamaya çalışıp, gülmeye başlar.

Artık deneyin ikinci kısmına geçme sırası gelmiştir. Bu aşamada, Albert fareye her dokunduğunda çekiçle demir parçasına vurularak rahatsız edici bir ses çıkarılmaya başlanır. Duyduğu sesler karşısında Albert ağlamaya başlar. Oda sessizleşince tekrar fare ile oynamak ister ancak fareye her dokunduğunda tekrar aynı sesler çıkarılmaya devam eder. Çok geçmeden Albert fareye karşı tedirginlik duymaya başlar çünkü artık fareyi korkutucu bir sesle ilişkilendirmeyi öğrenmiştir.  Bu deney birkaç gün daha tekrarlanır ve sonuç olarak Albert ne zaman tüylü bir nesne görse, özellikle beyaz renkli, ondan korkar ve ağlamaya başlar. Deneyin sonunda ise Albert, ona gösterilen pamuk, beyaz tavşan ve benzer nesnelerin karşısında demir çubuklarla çıkarılan ses olmamasına rağmen yine aynı reaksiyonu gösterir ve korkmaya başlar. Elde ettikleri sonuçla yetinmeyen Watson ve asistanı, son olarak beyaz sakallı ve tüylü kostümler giyerek odaya girerler. Böylece git gide büyüyen tüylü nesneler karşısında iyice şartlanan Albert’in korkusu, artık hafızasına tamamen kazınmıştır. Tek ve belirli bir nesneye koşullanan bebek de bütün tüylü beyaz nesnelere karşı korku tepkisi göstermiştir. 1920’lerde yapılan bu deney sonucunda bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlarlar.

Albert’in akıbeti konusunda iki teori vardır ilki; psikologların Albert’in ruh sağlığı için bir iyileştirme süreci başlatmamaları ve hastaneden ayrılmalarıdır. İkincisi ise Watson, bebeğe korkmayı öğrettiği gibi korkusunu kaybetmeyi de öğreteceği görüşünü ileri sürmüştür ancak annesinin bebeği deneyden alması sonucu bunu ispat edememiştir.

Vicdan sahibi her insanın bu deneyden sonra soracağı ilk soru Küçük Albert’e ne olduğudur. Psikolog Hall P. Beck liderliğindeki yedi yıllık bir araştırma sonucu Küçük Albert’in aslında Douglas Merritte adında bir çocuk olduğunu öne sürdü. Ancak ne yazık ki ulaşılan sonuç, çocuğun hidrosefali (beyninde sıvı birikmesi) nedeniyle 6 yaşında öldüğünü ortaya koydu. Ayrıca Watson’un bu durumdan haberdar olduğu iddia edildi. 2009 yılında ekip, sonuçlarını yayımladı. Bir diğer psikolog, Kanada’daki Grand McEwan Üniversitesinden Russell A. Powell, Beck’in sonuçlarını sorguladı, kendi araştırmasını başlattı ve 2012’de sonuçlarını yayınladı. O’na göre, küçük Albert aslında William Albert Barger idi. Sağlıklı bir hayat yaşamış ve 88 yaşında ölmüş normal bir çocuktu. Ancak o da hayvanları sevmiyordu. Beck’in de Powell’ın da hipotezleri çok sağlamdır, ancak hiçbiri kesin değildir. Bu nedenle uzmanlar, Watson’ın deneyinin merkezindeki çocuğun gerçek kimliğini tartışmaya devam ediyor.

Pavlov’un yaptığı deneylerde koşullanmanın gerçekleşmesi için birçok tekrar gerekliydi. Oysaki insanlarda korku oluşması için yalnızca bir tekrar yeterli olmuştur. Sanırım Watson buradan yola çıkarak aslında tüm korkularımızın ve içgüdüsel saydığımız diğer davranışların bu şekildeki koşullanmalar sonucunda oluşmuş olduğuna dikkat çekerken insanların çevresi tarafından yönlendirilen pasif birer varlık olduğunu öne sürüyor. Bu çıkarımlar doğrultusunda duygusal tepkilerimizin koşullanmalar ile değişebileceğini söyleyebiliriz.

John Watson bir açıklamasında şöyle diyor; “bana rastgele bir bebek verin soyu-sopu, yetenekleri, eğilimleri, becerileri vs. ne olursa olsun ondan istediğim şeyi yaratayım. Bir doktor, avukat, tüccar hatta bir hırsız, bir katil. “

Kişinin bebeklik döneminde maruz kaldığı iyi ya da kötü her kıvılcım yetişkinliğinde bir yıldırıma eş değerdir. Bebekliğinde maruz kalınan her duygu kişiliğinin yapıtaşlarıdır.

Her ne kadar bilim insanları tarafından deney olarak da görülse, bizce Küçük Albert’in elinden nasıl bir hayatın alındığı asla bilmeyeceğimiz ya da nasıl bir çocukluk geçirdiğini asla öğrenemeyeceğimiz sarsıcı hikayesidir.

 

KAYNAKÇA;

Küçük Albert Deneyi/ psikoofis

Watson Küçük Albert Deneyi/ mozartcultures

Küçük Albert Deneyi/ matematiksel

Selensu TARAKÇI

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.