Balkanlar Yarımadası   

0 1.940

  Balkanlar, toplam 11 ülkeyi içinde barındıran, Avrupa kıtasının güneydoğusunda, Anadolu’nun batısında yer alan coğrafi ve kültürel bir bölgedir. 

    Balkanlar tarih boyunca hep göz önünde bulunan bir öneme sahipti. Pax Romana” (Roma barışı) olarak adlandırılan dönem dışında ilkçağlardan beri devamlı katliamlara, sürgünlere, göçlere sahne olan bir bölgeydi. Osmanlılar, 1389 Kosova Savaşı’nda Sırp ordusunu yenilgiye uğrattıktan sonra kalıcı olarak yerleştikleri Balkanlar’da dönemin şartlarına iyi uyum gösteren, tarıma dayalı bir sosyal düzen kurdular. Din ve ırk ayrımcılığı gözetmeyen bir siyasi yapıyı yaşama geçirdiler. Fethedilen bölgelerde Balkan köylülerinin kendi gelenek ve göreneklerini terke zorlanmamaları, dinlerini serbestçe yaşamalarının yanında vergi yüklerinin hafiflemesi gibi faktörler kendilerini Osmanlı düzeni içinde güvenli ve rahat hissetmelerini sağladı.

    Osmanlı Devleti bir nevi Balkan İmparatorluğu idi. Yaklaşık 100 yılda Balkanlarda   hakimiyet kurmuş ve 450/500 yıl hüküm sürmüştür. Tüm bunların ötesinde Balkan topraklarının en güzel özelliklerinden biri de bu yarımadanın kendine has, dünyanın diğer kültürlerinden onu sıyırıp öne çıkaracak bir kültür, gelenek, örf ve adetlerinin olmasıdır. Bunca millet bir arada yaşayıp hem kendi kültürlerini koruyabilmiş hem de kimi zaman kültürlerarası bir harmanlama yapılıp daha zengin bir yapı ortaya çıkmıştır. Yöresel kıyafetleri en akılda kalıcı olandır, Balkanlar müziği, mutfak kültürü ve tarihi eserleri Balkan yarımadasının akıllara gelen ilk özellikleridir. Balkan insanlarının misafirlerine ikram etmeyi sevdiği kahveleri, insanlarının sıcak kanlı olması ve muhteşem doğası ise bölgeyi ziyaret etmek için birkaç sebep sadece:)

     Balkan ülkelerinin şehirleri, tarihi eserleri bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehirlere gelin biraz göz atalım; ilk durağımız Bulgaristan’ın orta coğrafyasında bulunan Plovdiv, şehrin tamamında tarihi yapılar ile karşılaşılır. Roma döneminden kalan Roma amfi tiyatrosu ve manastırlar, Osmanlı’dan kalan camiler, Osmanlı evleri ve birçok farklı İmparatorluktan kalan eserler, yapılar günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmiştir. Gece hayatı canlı olan ve güvenli bir şehirdir. Bir sonraki durağımız ise tarihin başkenti Sofya şehridir, kendine has mimarisi, kültür ve sanata önem veren şehirdir. Aynı zamanda Bulgaristan’ın başkentidir. Romanya’nın başkentini Bükreş; sanata, mimariye verdiği değerle ön plana çıkmıştır. Sarayları ve eşsiz bahçeleri gezdikten sonra dinlenmek için Macca Villacross Pasajı görkemiyle karşılar sizleri. Belgrad’ı görmeden olmaz tabii ki. Avrupa’nın en eski şehirlerindendir. Yüzyıllara meydan okuyan Kalemegdan Kalesi ve Aziz Sava Kilisesi’nin yanına Nikola Tesla Müzesi’ni de ekleyen şehir, Cumhuriyet Meydanı ve Taş Meydan gibi tarihi alanlarını da tüm güzelliği ile korumayı başarmıştır. Günümüzde Sırbistan’ın başkentidir. Peki ya tarihin vücut bulmuş hali, heykeller şehri Üsküp’e yüzlerce yıllık geçmişinde gördüğü çeşitlilik şehrin en önemli eserlerine de yansımış durumdadır. Aziz Ohrid Kliment Katedrali, Bedesten ve Mustafa Paşa Camii önde gelen eserler arasındadır. 

    Bu satırlara sığdırabildiğimiz kadarıyla bile Balkan kültürü ve Balkan yarımadası tarih boyunca bir arada yaşamış farklı kültürlerin, farklı inançların ve farklı etnik grupların harmanlanıp zengin bir kültürün eseridir. Köklü tarihleri ve şüphesiz önemli bir konumları ile Balkan yarımadasını gezerken bölgenin büyüsüne kapılıp kendinizi oraya ait hissedebilirsiniz. Gerek Osmanlı geçmişi gerekse de bölgeden topraklarımıza göçlerin inşa ettiği etki ile Anadolu insanı Balkanlarda rahatlıkla kendinden parçalar görebiliyor… 

 

                                                                                         Ayşenur ÖZDEMİR

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.