Harlow ve Dokunma Duyusu Deneyi

0 6.577

1905 Iowa doğumlu Harlow, psikoloji tarihine etik açıdan oldukça tartışmalı deneylerle adını yazdırmayı başarmış bir psikologdur. Aynı zamanda sevgi ve bağlanmanın doğası üzerine bilimsel araştırmalar yürüten ilk psikologlardan biridir. Harry Harlow Iowa’da büyüdü ve bir yıllığına Oregon’daki Reed Koleji’ne devam etti. Özel bir yetenek sınavından geçtikten sonra, bir İngiliz majörü olarak başladığı Stanford Üniversitesi’ne kaydoldu. Notları o kadar kötüydü ki bir dönemden sonra psikoloji çalışmasına geçti. Mezun olduktan sonra Primate Laboratuvarını kurdu.

Harlow’un klasik seri deneyleri 1957 ve 1963 yılları arasında gerçekleştirildi. İçimizden bazı kişilere karşı çok büyük bir bağlılık hissederiz. Bu bağ öyle güçlüdür ki hissedersin ancak somut olarak ancak davranışlarında gösterebilirsin. Düşüncelerimizde bu bağlılığı alışkanlık, ihtiyaçlarımızı karşılama ya da size karşı ilgi, sevgi ve saygı gösteren kişilere karşı oluşmuş bir durum olarak nitelendirebilirsiniz. Bu durumun nedenine inen gelişim psikologları uzun yıllar bebeğin bağlanacağı kişinin, kendisini doyuran bireye karşı bağlılık geliştirdiğini düşünmüşlerdir. Fakat bu şekilde düşünmeyen Harry Harlow 1971 yılında maymunlarla yaptığı çalışma ile süregelen bu fikri yıkıma uğratmıştır. Bağlanma için beslenme sadece tek neden olmamalıydı bunu kanıtlamak için Resus maymunlarının olduğu bir deney yaptı. Gelin bu deneyin detaylarına birlikte bakalım.

Deneyde iki çeşit “vekil anne” vardı. Biri tel ve metalden yapılma, oldukça soğuk ve işlevi tek göğsünden süt verebilen bir anne; diğeri ise süt vermeyen ama yumuşak pelüşten yapılmış, anne sıcaklığını veren ikinci anne. Yeni doğmuş maymunlar biyolojik annelerinden ayrılarak bu iki yapay annenin olduğu kafese konuldu. Klasik mantık ile düşündüğümüzde yavrular kendilerini besleyen anneyi kendi anneleri gibi görmeliydiler. Ne de olsa anne-bebek bağı açlık-susuzluk dürtüsünden kaynaklanan bir ihtiyaçtan doğuyordu. Başlangıçta ne olduğunun farkında olmayan maymunlar her iki anne ile de ilgilenmeyerek gerçek annelerini aradılar. Fakat açlık duyguları uyanmaya başladığında bir anneyi tercih etmeleri gerekiyordu. Bu anne ise süt veren vekil anne oldu. Erken sonuca varmayalım çünkü birkaç gün sonra, metalden yapılma vekil anneye sadece acıktıklarında yaklaştılar ve karınlarını doyurur doyurmaz da pelüşten yapılma vekil annenin yanına giderek tüm zamanlarını orda geçirmeye başladılar. Korktuğumuzda, acıktığımızda, huzurlu hissetmek istediğimizde, tereddüt etmeden uyumayı arzu ettiğimiz anlarda, koşacağımız ilk kişi o sıcaklığı veren ikinci vekil anne olur.

Harlow “Bebekler yalnızca sütle yaşayamaz. Emzirmenin önemini göz ardı etmiyoruz ama anne-bebek arasında kurulan bağı açıklamak için yetersiz kalıyor, bu bağ ancak anne ve bebeğin yakın bedensel temas kurmasıyla sağlanabilir” demiştir. Kısacası Harlow sevgi gibi güçlü bir duygunun sadece beslenmeden kaynaklanamayacağını, dokunmanın, verilen sıcaklığın ve psikolojik anlamda korunma hissiyatını veren anneye karşı bağlılığın gelişeceğini ifade etmek istemiştir. Harlow ’un deneyinden yola çıkarak dokunma duyusunu incelediğimizde, dünya ile bağlantımızın, keşfetme sürecimizin en önemli parçasının duyular olduğunu görüyoruz. Örneğin annenin bebeğine dokunması, emzirme sırasında göz teması kurması, sözel olarak uyaranlar vermesi, bebeğin gereksinimlerini fark edip karşılayabilmesi uygun bir anne-bebek etkileşiminin kurulmasına da yardımcı olur. İlk günlerde başlayan bu olumlu anne-bebek ilişkisi sonraki zamanlara taşınacaktır.

Bağlanma kavramına baktığımızda ise bağlılık ilişkisinin sadece fizyolojik gereksinimlerin karşılanması ile oluşamayacağını anlıyoruz. Göz teması, dokunma, ses tonu, içten gelen o sıcaklık bu bağı oluşturur. Deneyden de anlaşıldığı üzere sevginin, daha farkındalıkları gelişmemiş olan bir bebek için gıdadan bile daha büyük bir gereksinim olduğunu, sevginin güven ve huzur hissiyle pekişen gücünü fazlasıyla kanıtladığını görüyoruz. Duygusal açlığın doyurulması, fiziki açlıktan çok daha önceliklidir.

Dokunmak bir anlamda sevgimizi aktarmanın en güzel yolu, belki de en etkileyicisidir. İçimizdeki sevgiyi ve sıcaklığı sözcüklerle ifade ederken zorlandığımız anlarda, dokunmanın bir anda bütünlük ve anlam kazandığını görürüz. Dokunmak büyülüdür, sevgimizi bu yolla aktarırken dokunduğumuz yerde sanki bir perinin tılsımlı çubuğu değmişçesine etkileşim yaratır.

Dokunduğumuz her şeyin güzelleşmesi dileğiyle…

 

Kaynakça:

Dokunma Duyusu Güven İletişim / bilgiustam.com

Güvenli Bağlanma / dbe.com

Harlow Maymun Deneyi / insancaakademi.com

Yalancı Anne / tzv.org

     Safiye Nur KARABACAK

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.