Küreselleşme ve Türkiye

0 3.263

Küreselleşme, bir ideolojinin, kültürün ya da bir ürünün tüm dünyaya yayılmasıdır. Ya da
farklı bir anlatımla; tüm toplumların ekonomik, siyasi, sosyal, ya da kültürel anlamda
birbirleri ile etkileşimde olması durumudur.
Ortaya çıkışı günümüzden 400-500 sene kadar öncesine dayanan küreselleşmenin
evrenselleşip varlığını hissettirmesi 20. Yüzyılın ortalarında olmuştur. İkinci Dünya savaşı
sonrasında çok gelişen teknoloji vasıtasıyla devletler serbest ticareti benimsemeye başlamıştır,
bu durum da küreselleşmenin önünü açmıştır. Bunun yanı sıra kontrolsüzce artan dünya
nüfusu arz ve talep artışını da beraberinde getirmiş ve ihtiyaçlar ile istekler doğrultusunda
küreselleşmenin evrenselleşmesi kaçınılmaz olmuştur.
Özellikle 21. Yüzyılda gelişmişliğinin nirvanasını oynayan teknoloji ve küreselleşme artık
daha kolay, daha tehlikeli ve faydalıdır. Faydalı ya da zararlı olacağı şahısların ya da
devletlerin bu kavramları ne ölçüde tanıdıklarına ve küreselleşmeyi hangi bağlamda
kullandıklarına göre değişim göstermektedir.
Teknoloji vasıtasıyla günden güne güç kazanan küreselleşme, evrensel bir boyut kazanmıştır.
Faydalı olarak; iletişim kurmayı ve sosyalleşmeyi daha kolay hale getirmiş, insanların istediği
her bilgiyi onlara sınırsızca sunar hale gelmiştir. Özellikle uluslararası literatürde tüm
devletler birbirlerinin attığı her adımdan hemen saniyesinde haberdar olarak buna göre bir
nota belirlemektedir. Örneğin Afganistan’daki Taliban rejiminin başa gelmesi politik bir krize
sebep olmuştu ve rejim gerçekleşince anında tüm dünya bu gelişmeden haberdar olarak
stratejilerini belirlemişti. Aynı şey geçmiş yıllarda yaşanan İkiz Kulelerin bombalanması,
Boşnak Soykırımı vb olaylarda da yaşanmıştı. Bir de bu örneklerin gündelik yaşama dair
etkileri de mevcut; ne yazık ki özellikle son yıllarda artışa geçen hayvan, doğa katliamları ve
kadına yönelik şiddet suçları gibi insaniyet dışı olaylar da gerçekleştiği anda tüm dünya bu
utanç tablolarından haberdar olabiliyor ve bu yaşanan olayların önüne geçmeye yönelik
protestolarını gerçekleştirebiliyor.
Küreselleşmenin tehlikeli yanı ise kolay elde edilen her bilginin doğru olmaması veya eksik
olması durumudur. Yanlış elde edilen her bilgi önü alınamayacak asimilasyonlara sebebiyet
verebilir. Devletler bazından bakarsak, devletlerin attığı yanlış adımlara diğer devletlerden
ciddi tehditler gelebiliyor veya devletin iç yapısında ayaklanmalar yaşanabiliyor. Yani
küreselleşmenin hızlı ve kolay bilgi edinmeyi sağlaması bazen devletlerin veya şahısların
çıkarlarına ters düşebiliyor. Bazen gerçekleşen eylemler devletlerin isteği doğrultusunda
haftalar, aylar hatta seneler sonra gündeme getirilebiliyor ve bu da o eylemlere karşı
reaksiyon göstermenin önünü açıyor. Örneğin Ukrayna-Rusya savaşı aslında kısmen 2014
senesinden beri süren bir savaş olmasına rağmen devletlerin çıkarlarına ters gelişmeler olunca
bir anda gündeme getirilip politik bir krize sebep olabiliyor. Bu da teknolojinin menfaatler
doğrultusunda kullanılabileceğini gösteriyor. Kısaca küreselleşme önemli faydalar sağlasa da
mühim zararları da beraberinde getirmiştir.
Özellikle 21. Yüzyılda küreselleşme, ekonomi alanında ön plana çıkmıştır, pek çok devlet
arasında gerçekleşen uluslararası mal akımları sayesinde ticaretin küreselleşmesi durumu söz

konusudur. Serbest piyasanın hâkim olduğu bir dünyada muhakkak ki devletlerarası rekabet
de söz konusudur. Örneğin; Bitcoin gibi sanal paralar, dijital bankacılık, online alışveriş gibi.
Tüm bu ekonomik küreselleşme örnekleri hayatı kolaylaştırıp, birbirine uzak insanların veya
devletlerin bile birbirleri ile alışveriş yapmasına imkân sağlamaktadır.
Ekonomik küreselleşmeye uyum sağlayan devletlerin genellikle gelişmiş ya da gelişmekte
olan devletler olduğu dikkat çekmektedir. Az gelişmiş devletlerin ise küreselleşmeye uyum
sağlama hususunda sıkıntılar yaşadığı ve gerek ekonomik gerekse de toplumsal alanda ciddi
sorunlar yaşadığı görülmektedir. Bu devletlerin yeniliklere açık olmaları ve politikalarını
revize etmeleri durumunda küreselleşme hususunda önemli adımlar atacakları
düşünülmektedir.
Türkiye’nin küreselleşme ile arasının nasıl olduğu, küreselleşmeyi ne ölçüde uyguladığı ve
küreselleşmeye nasıl baktığı noktasına gelirsek; Türkiye, günümüzde küreselleşmeye
fazlasıyla entegre olmuş devletlerden biridir. Ancak özellikle 20. Yüzyıl sonlarında ve 21.
yüzyıl başlarında yaşanan siyasi ve ekonomik krizler nedeniyle küreselleşmeye adım atmakta
biraz gecikilmiştir. Günümüzde ise bu açığı kapatmak için büyük çaba sarf edilmektedir.
Türkiye’de görülen küreselleşme şekli daha çok ekonomik küreselleşmedir. Türkiye siyasi,
toplumsal ve kültürel küreselleşmeyi arka planda tutmayı tercih etmektedir. Çünkü bu gibi
küreselleşmelerin ülkenin eğitim, sağlık, siyaset gibi alanlarını asimile edeceği, yozlaşmaya
sebep olacağı düşüncesi hakimdir. Türkiye, aktif olarak ekonomik küreselleşmeye uyum
sağlayarak ticari fonksiyon adımlarını buna göre belirlemektedir. Ekonomik küreselleşme,
sermayelerin ve ürünlerin tüm dünyada serbest olmasını ve devletlerin dünya sermayesine
açılarak serbest rekabet piyasasını desteklemesidir.
Türkiye, küreselleşenin etkisi altına 20. Yüzyılın sonlarına doğru girmiştir. 24 Ocak 1980
“Ekonomik İstikrar Kararları” ile resmi olarak küreselleşmeye adım atılmıştır. Artan finansal
talepler ve ülke içindeki mal çeşitliliği ile beraber ithalat ve ihracat artış göstermiştir.
Ülkedeki vatandaşlar kolayca Avrupai ürünleri elde edebilmiştir. Bunun yanı sıra şirketleşme,
özelleşme, ticarete atılma ve uluslararası sermayeye açılma hususunda da artış görülmüştür.
Tüm bu olumlu yanlarının yanı sıra küreselleşmenin Türk insanına neler kazandırdığı veya bu
uygulananların hangi dahilde küreselleşme olduğu soru işaretidir. Çünkü özellikle 1990lı
yıllardan günümüze kadar elde edilen bilgiler ışığında Türkiye diğer küresel devletlere oranla
çok daha düşük kişi başı milli gelire sahip olmuştur. Türkiye, nüfusuna oranla işsizlik
konusunda yüksek, istihdam noktasında ise düşük veriler ortaya koymuştur. Gelirlerin eşitliği
konusunda da sorunlar yaşayan Türkiye, ekonomik dengesizlikler yaşamıştır. Gelirlerin eşit
dağıtılamıyor olması halkın alım gücünü düşürmüş, alım gücü düşen halkın hem refahı hem
de istihdamı düşmüştür. Günden güne artan maliyetler, fiyatlar ve enflasyonlar sonrasında
yerli piyasayı destekleme noktasında Türkiye yetersiz kalmış ve bu durum ülkede yabancı
bandrollü markaların daha hâkim olmasına sebep olmuştur. 2022 verilerine göre Türkiye’de
son altı ay içinde on bin civarı yabancı ortaklı şirket kurulmuştur, bunların genelinin Rus
sermayeli şirket olması ise epey dikkat çekmiştir. Son on yılda ise pek çok yerli firma yabancı
şirketlere satılmıştır. Durum böyle olunca akıllara “Altın yumurtlayan tavuk” hikâyesi
gelmektedir, eğer ülkeye altın sunan şirketler satılırsa bu şirketler kaybedilmiş olur. Bu da

hem ülkenin istihdam oranını düşürür, hem de ülkeyi yabancı sermaye girişine bağımlı hale
getirir, nitekim son beş yıllık döviz artışları da bunu kanıtlamaktadır. Tüm bunlara ilave
olarak Türkiye’nin özellikle mali ve sosyal olanaklarının yatırımcıları ve girişimcileri teşvik
edecek düzeyde olmayışı ülkenin küreselleşmeyi uygulamasına engel olmaktadır. Uygun
sosyal ve ekonomik altyapı hazırlanırsa küreselleşmenin önündeki en büyük engellerden biri
ortadan kaldırılmış olacaktır.
Türkiye’nin küreselleşme noktasında atmak istediği en büyük adım özellikle Avrupa Birliğine
katılma durumudur. Türkiye, Avrupa Birliğine katılması durumunda küreselleşmenin
ekonomik yönünün yanı sıra sosyal, siyasal, hukuki ve güvenlik yönünü de uygulama
noktasında önemli mesafe kat edecektir.
Özellikle 1980 sonrası dönemi ele alırsak, Türkiye bu dönemlerde küreselleşme ile tanışmış
ve uyum sağlama aşaması yaşamıştır. Ancak kontrolsüz bir liberalleşme sürecinde olan
Türkiye’de günden güne devletin payı artarken vatandaşların payı düşmüştür. Bu oran ve
orantı arasındaki makas açıklığı yıllar geçtikçe artış göstermiş ve günümüzde daha da artarak
zirveleri oynamıştır. Bunun sebebinin sadece denetimsiz ekonomi politiği olduğunu söylemek
objektif olmayacaktır çünkü ülkenin son otuz yılda yaşadığı ekonomik ve sosyal buhranlar
düşünülürse bunların olası bir sonuç olduğu söylenebilir.
Türkiye, her ne kadar serbest piyasa ekonomisine uyum sağlamış olsa da rekabetçi bir
piyasaya sahip değildir. Yerli firmaların birçoğunun küresel bir rekabete hazır olmaması her
devlet için ciddi bir sorundur. Bu sorunu aşmak için Türkiye, yerli firmalarını rekabete
hazırlamalı, esnek düşünerek değişen ve gelişen küreselleşmeye hâkim olmalı ve yenilikçi
düşünmeye açık olmalıdır.
KAYNAKÇA
Bayar, Fırat (2009), “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye”, Uluslararası
Ekonomik Sorunlar Dergisi, Sayı: 32, (25-34 s.)
Ayata, Ali. ‘‘Küreselleşme Bağlamında Güvenlik Politikalarının Değişimi Ve Türkiye’’. Akademik
Bakış Dergisi Sayı: 6, 3 Eylül – Ekim 2017. (471-482 s.)
Ağır, Bülent Sarper (2015) “Güvenlik Kavramını Yeniden Düşünmek: Küreselleşme, Kimlik ve
Değişen Güvenlik Anlayışı”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı:22, (97-130 s.)
Ener, Meliha-Demircan, Esra. ‘‘Küreselleşme Sürecinde Yeni Devlet Anlayışı Ve Türkiye’’. Yönetim
Bilimleri Dergisi Sayı:4, 2006. (197-218 s.)

BERKAN YAYLA

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.