Deprem Öldürmez

0 4.464

Bu yazı üstüne alınan herkese yazılmıştır.

Yer kabuğu içinde kırılmalar yani faylar nedeniyle oluşan ve ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamı ve yer yüzeyini sarsmasına “deprem” denir.

Yaşadığımız bu güzel ülkemiz bir deprem ülkesidir. Ülkemizin bulunduğu coğrafya ilk yıllarından beri çok fazla deprem olayı yaşamış ve bunların en bilinenleri ise 1509 tarihli Büyük İstanbul Depremi, 1939 Erzincan Depremi, 1999 Gölcük Depremidir. Tam olarak bugün ise deprem yine birçok can yaktı 7.7 ve 7.6 şiddetinde ve en bilinen depremler kadar sarsıcı ve kuvvetli olan bu deprem milletimizi acıya ve yasa boğdu. Yıllardan beri belli başlı yerbilimciler, bilim insanları ve siyasetçiler depremin ne kadar önemli olduğunu vurguladı, deyimi yerindeyse bas bas bağırdı. Ama ne yazık ki kulak ardı edildi.

Şimdi bulunduğumuz ortamda yapacağımız veya yapmamız gereken şey yaygara koparmak veya sağa sola saldırmak değil, ama bu demek değildir ki biz hakkımızı savunmayacağız. Çünkü gidenler bizim canımız, belki ailemiz, belki arkadaşımız, sevdiklerimiz.  Her şey yoluna girip yaralarımızı sardığımızda sormamız gerekenler var.

Sizleri çok uzağa değil yirmi dört sene öncesine 1999 Gölcük Depremine götüreceğim. Bildiğiniz gibi Gölcük depremi de tıpkı bugünkü gibi çok şiddetli, çevre illerden hissedilen bir depremdi. Bu büyük depremden sonra olası başka irili, ufaklı küçük depremlerde milletimizin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için bir sene süreyle toplanmak üzere “Özel İletişim Vergisi” nam-ı diğer “Deprem Vergisi” getirildi.

Fakat o 1 sene süre ile toplanması öngörülen “Deprem Vergisi” tam tamına yirmi dört yıldır devam etmekte ve toplanan paranın 60 milyar TL üzerinde olduğu bilinmektedir.

Bu paranın akıbetini, neye kullanıldığı, “Deprem Vergisi” olmasına karşın ne için kullanıldığını öğrenmemiz bizim en temel hakkımızdır.

Bu kadar paranın toplanmasına rağmen hala bir deprem olduğunda devletin kurum ve kuruluşları halkın geri kalanından yardım istiyor. Evet, böylesi bir felakette her birimiz üzerine düşeni yapmalı. Evet, Maraş depremleri oldukça şiddetli kayıp ve yıkıma yol açtı, evet öngörülemez bir büyüklükte 11 ili de içine alan bir etki sahası vardı, evet olağan harcama kalemlerinin çok çok ötesinde bir ekonomik maliyet doğurdu. Peki ya kurumsal mekanizmalar koordinasyonda, ekonomide nasıl performans gösterebildi?

İhmaller, Yanlışlar ve Karanlıktaki Fırsatçılar (!)

Ya “Deprem Vergisi”nden ötesi? “Depreme dayanıklı” ve “cennetten bir köşe” ya da fay hattı üzerine binalar inşa edenler, bunlara izin verenler… Yıllarca çalıştıktan sonra dişinden tırnağından artırıp ev alan yurttaşlar ise mutlu idi, ta ki depreme kadar… Yeni yapılan “residence” adıyla satılan birçok daire ne yazık ki deyimi yerindeyse toz olmuştur.

Enerji şebekeleri, acil durum toplanma alanları, hastaneler, hava alanı… Her biri ihmal ve yanlış girişimlerin kurbanı oldu. Ve en en en önemlisi; binlerce insan, binlerce can, binlerce umut!

Daha bitmedi! En büyük yanlışlardan biri de imar affı. Mevzuata uygun olmayan yapıları meşrulaştırma… Ünlü jeolog, ülkemizin ileri gelen bilim insanlarından biri olan Celal Şengör bu yanlışı en doğru şekilde şöyle açıklamıştır: “Deprem ülkesinde imar affı cinayettir.”

Peki ya büyük yıkım gören şehirlerin deprem sonrası güvenlik tehlikesi… Hem Bugünkü ve diğer depremlerde görmekteyiz ki milletimiz ne kadar sağduyulu, insancıl, yardımsever olsa da depremin karanlık yüzü olan yağmacılık, hırsızlık, gasp gibi olaylar ne yazık ki yaşanmaktadır. Sosyal medyada yayılan bir videoda bazı zincir marketlerin yağmalanması, yıkılmasından korkulduğu için boşaltılan evlerin birçoğunda hırsızlık olayı yaşanması üzerine birçok sosyal medya kullanıcısı tıpkı 1999 Gölcük Depremi’nde olduğu gibi askerin ve polisin “vur emri” ile bölgelerde gezmesini istiyor. Diğer yandan, normal yaşam ve yönetim akışının bozulduğu deprem sonrası şehirlerin her türlü dış müdahaleye açık olması da ayrı bir güvenlik tehlikesi. Kulaklarınıza komplo teorisi gibi gelse de sınır bölgesinde yaşanması muhtemel atakları da göz ardı etmemek gerekir.

Yine de aklı ve vicdanı başında olan her fert; yardımseverliğini, insaniyetinin ne kadar yüksek olduğunu, mutlulukta ve acıda tek bir yumruk gibi birleşebileceğini gösterdi. Kendi namıma herkese teşekkürü borç biliyorum.

Acımız büyük…

Suçumuz da…

Unutmayın, Deprem Öldürmez İhmal Öldürür!

 

Gürsel AYAYDIN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.