OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE PROLETARYA VE BURJUVA

0 3.741

 

Türkiye, günümüzde Patrimonyal devlet geleneğinin devam etmesi bağlamında bir özgünlük elde etmiştir. Bu özgünlük, kişinin sermaye birikimi yapmasına engel olmuş proleter kesimin gelişmesine ve girişimci şahsiyetlerin ortaya çıkmasına olanak vermemiştir. Batı’daki feodal yapı itibariyle devletlerin içerisinde mevcut bulunan özerk kentler, yerel meclisler, ruhban sınıfı ve avam gibi yapılar devletin gücünü bölmüştür. Üstelik devletin de kendileri üzerinde bir kontrol mekanizması kurmasına mâni olmuşlardır. Öyle ki, Osmanlı’da gelişme sağlayamamış ayan ve eşraf varlığı, Cumhuriyet Türkiye’sinde de devlet tarafından bastırılan proleterlerin örgütlenemeyip devlete karşı çıkarlarını koruyamaması, sürekliliği gözler önüne serer vaziyettedir. Batı’da feodalizm, merkantilizm, kapitalizm ve toplum sözleşmeleri gibi kavramlar ortaya çıkmış, proleter girişimcileri desteklemişlerdir. Osmanlı ve Günümüz Türkiye şartlarında, patrimonyalizmden kopulamamış, etkisi süreklilik arz etmiştir. Osmanlı-Türk tarihinde yönetimsel kesim gelişme sağlarken, girişimci proleter kısım aksine daha da zayıf hale getirilmiştir.

Bu sürekliliğin olduğunu söyleyebilmek için şöyle bir şeyden bahsetmemiz mümkün olacaktır: Osmanlı’da alt kesimi temsil eden, onların çıkarlarını koruyan bir zümrenin varlığı söz konusu olmamıştır. Nitekim Cumhuriyet Türkiye’sinde de etkin bulunan yerel bir meclisten bahsedilmemiştir. Osmanlı’da nasıl yerel tabaka sivrilemediyse Türkiye’de de alt seviye sosyo-ekonomik gruplar gelişme başarısı gösterememiştir. Batı’daki proleter tebaa merkezdeki güçlü burjuva kesime müdahale ederek kendi menfaatlerini gözetebiliyorken, Osmanlı-Türk tarihinde proleter kesim, merkez burjuvaya karşı sert hamleler yaparak çıkarlarını koruyamamıştır. Osmanlı’da var olan tebaanın ekonomiksel anlamda atılımları sağlayamaması, devletin bazı politikalarıyla da yakından ilişkilidir. Özellikle arazi yapılandırmasıyla tutucu bir tavır sergilenmiş, toprak sistemi sıkı sıkıya kontrol edilmiştir. Bu sebebiyetle, özel mülkiyet kavramının önüne set çekilmiştir. Dolayısıyla bu dönem içerisinde “devletin malı” anlayışı güdülmüş, kati surette halkın mülk sahibi olmasına izin verilmemiştir. Nitekim devlet tarafından alınan bu kararlar, ekonomik kapsamda özerklik elde edilmesine imkân vermemiştir. Bunun etkisi dış politikada da kendisini çok açık bir şekilde göstermiştir. Cumhuriyet Türkiye’sine gelindiğinde bile uzun bir süre (partiler döneminde dahi) özel sektör adına ayrıca bir yatırım yapılmamıştır. Bundan mütevellit, proleter kesimde rol oynayan insanlar, devlete karşı sesini yükseltecek konuma dahi gelememişlerdir.

Günümüzde siyasi partilerin önemsediği katmanlar girişimci yoksul gruplar değil, daha çok seçkin bürokratlardır. Geçmişten beri alışılagelen güçlü bir devlet geleneği devam etmektedir. Bu güçlü devlet Osmanlı’dan bu yana toplum üzerinde baskı kurmuş ve gelenek itibarıyla proleter gruplar birlik olup çıkarlarını korumak yerine psikolojik anlamda devlete karşı gelmektense devlete destek olmayı yeğliyordu. Bu günümüzde de aynı şekilde devam etmektedir.

Nasıl Osmanlı’da Patrimonyal gelenek itibari ile merkez çevreyi kontrol ediyor onun gözünü korkutuyorsa, Cumhuriyet Türkiye’sinde de devlet, çevreyi avuçlarının içinde tutuyordu. Adeta Osmanlı döneminde, bir kuşu kafesinden uzunca bir süre çıkarmayarak onun doğaya karşı korkak bir vaziyet almasına sebep oluyor Cumhuriyet Türkiye’sinde de o kuşu kafesten çıkarsa bile o kuşun kaçmayacağından emin oluyordu. Bu bir kere proleter grubun gözünü korkutmuştur. Öyle ki ona karşı bir üstünlük yaratmış bir bürokrasi modelinden bahsetmemiz mümkün olacaktır. Türk proleter tebaanın sermayeden yoksun olması, bunda en büyük sebep olarak görülmektedir. Bu güruh özerklik elde etmek için var olabilecek cesaretten ve yatırım yapma gücünden tamamıyla mahrum kalmıştır. Bunların olması, proleter kitleyi tamamen devlete bağımlı kılmıştır…

Osmanlı ile Türkiye arasında burjuva-proleterya ayrımının bir süreklilik olduğunu savunan kişilerin ele aldıkları ana kavramların genelde: Güçlü Devlet Geleneği, Patrimonyalizm ve Merkez-Çevre kopukluğu olduğunu görürüz. Bu kavramların genel anlamları, günümüz anlamları ve Türkiye’nin bu kavramlarla ne oranda bağdaştığı üzerinde durarak tezlerini savunmaktadırlar. Tüm bu kavramların hem Osmanlı’da hem de Cumhuriyet Türkiye’sinde etkisinin olduğu aşikârdır. Bu kapsamda, söz konusu iki devlet geleneğini birbirine bağlayıp bir kopuşa engel olduğunu ve sürekliliğe sebep olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreç uzun bir dönem devam ettiği için de günümüzde yoksul daha yoksul zengin ise daha zengin hale gelmiş ve insanlar proleterya-burjuvazi arasında bir statüde yer almak zorunda kalmışlardır.

Tabii ki eskiden günümüze burjuva-proleterya kavramları ciddi anlamda değişim göstermiş ve statüler yeniden belirlenmiştir. Burjuva kavramı kelime olarak; “köylü, işçi ya da soylu kesim sınıflarına mensup olmayan, sahip olduğu sosyal ve ekonomik statüsünü, eğitim seviyesinden, yapmış olduğu meslekteki makamından ve sahip olduğu zenginliğinden alan kişi” şeklinde tanımlanmaktadır. Günümüzde burjuva kesim diye tarif edilen kesim hem zengin ve makamı güçlü hem de soylu şahıslardır. Bu kesim şirketleşme vasıtasıyla ve atadan kalma zenginlik ile doğup gözünü açtığında kendini birden burjuva olarak buluvermiştir. Yani bu grubun ekonomik, sosyal ve hukuki yönden güçlü olan yatırımcı ve üst düzey mülk sahibi şahıslardan oluştuğu görülmektedir. Yani artık burjuvazi sahip olduğu statüyü kendi kazanmamakta ona doğuştan armağan edilmektedir. Tabii ki burjuva olup da kendi emekleri sonucu bu başarıya ulaşan insanlar da yok değildir lakin çoğunluğa bakıldığında ne yazık ki orta seviye ekonomiye sahip bir statü kalmamış sadece zengin ve yoksul arasında bir mücadele başlamıştır.

Proleterya ise kelime olarak ilk kullanıldığı dönemlerde ailesinden başka hiçbir şeyi olmayan en alt sınıf’ anlamına gelmekteydi. Ancak özellikle 1800’lü yıllardan sonra zor şartlar altında çalışan işçi kişileri tanımlamak için kullanılmaktaydı. Günümüzde ise işsiz, evsiz, sigortasız çalışan, herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar ve memur kişiler bu grupta yer almaktadır. Öyle ki bu kesim emeklerini, vakitlerini veya mallarını satarak geçim sağlamaktadır! Ne yazık ki günümüzde bu kesime hak ettiği ekonomik ve sosyal değerler verilmemekte burjuvazi altında ezilmektedir.

Günümüzde bu iki kavramın arasındaki çekişmede girişimcilerin, kazançlı meslek sahiplerinin, statüsü yüksek şahısların ve hatta sanatçıların bile çoğunun burjuva kesiminden çıkması proleter tabakayı hem umutsuzluğa yönlendirmekte hem vatandaşların birbirinden nefret ile ayrışmasına sebep olmakta hem de potansiyeli olan pek çok şahsın yok olup gitmesine vesile olmaktadır.

 

KAYNAKÇA

Küçükcan, Talip- Fidan, Ali. ‘‘İktisadi Kalkınmada Yerli Burjuvanın Sosyolojik Anlamı’’. Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 22, Sayı 2, 2013, Sayfa 255-268

Koç,Yıldırım. ‘‘Türkiye’de Kırsal Kesimde Mülksüzleşme (Osmanlı’dan Günümüze)’’. yildirimkoc.com.tr

Koç, Yıldırım.  ‘‘Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi, Osmanlı’dan 2020’ye’’. 22 Mart 2021.  yildirimkoc.com.tr

Candan,Hakan. ‘‘Osmanlı’dan Günümüze Türk Topraklarında Girişimcilik Serüvenine Dair Bir Değerlendirme’’.  Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme ABD. sayfa 157-174

-BERKAN YAYLA

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.