Mattel Barbie ve Algılar

0 5.154

Ah o kutunun içindeki ihtişamlı, mükemmel, kusursuz bebekler. Her kız çocuğunun hayallerini süsleyen, alınmasını istediği oyuncak.

Ruth Handler, Barbie bebeklerinin yaratıcısı. 1938’de Elliot Handler ile evlendi. İki çocukları oldu: Barbara ve Kenneth. 1945 yılında Elliot ve ortağı Matson “Mattel” adlı şirketi kurdu. Şirket ilk başlarda fotoğraf çerçevesi üretti. Daha sonraları ise oyuncak üretilmeye başlandı. Elliot, kızı Barbara’nın isminden esinlenerek 9 Mart 1959 yılında ilk Barbie bebekleri piyasaya sürmeye başladı.

Elliot çok geniş perspektifte düşünen bir kadındı. 1967 yılında ilk zenci bebeğin piyasaya çıkmasını sağladı. Geniş perspektifle düşünmesinin yanı sıra Elliot insanları ayırmayan birisiydi ve 1997’de pembe tekerlekli, sandalyeli bebeklerini piyasaya sürdü.

Ne yazık ki Elliot’un hayalleri planladığı gibi olmadı. 2003’te Suudi Arabistan Barbie bebeklerin İslami değerlere uymadığını açıklayarak ülkesinde satışını yasakladı. Barbie bebekler o kadar güzel ve kusursuz ki çocukların yanı sıra yetişkinleri bile büyülüyor. Günümüzde hala Barbie bebek koleksiyonu yapan birçok yetişkin yer alıyor. İkinci el uygulamalarını açıp baktığınızda bu işi ticarete çevirenlerle bile karşılaşıyorsunuz. Koleksiyoncular için en değerli olan Barbieler eski, nostaljik olanlardır. Bunu fırsat bilen satıcılar 5-10 katı fiyat biçip ellerindeki eski Barbieleri satışa koyuyor.

Size algı konusundan bahsetmek isterim. Neydi Barbie’yi bu kadar uzun ömürlü olmasını sağlayan? Kusursuz yüz ve vücut hatları mı? Gözleri, saçları ve makyajı mı? Yoksa boyu ve kilosu muydu?

Geçmişten günümüze bir sürü Barbie bebek gibi olmak, ona benzemeye çalışan birçok kız çocukları var.  Bunun sebebi Barbie’nin yapımcıları mıydı? Yoksa toplumun oluşturduğu baskı mıydı?

“Barbie gibi burnum olsun.”

“Barbie gibi gözüm olsun.”

“Anne, Barbie mi güzel ben mi?”

Diye soran birçok kız çocuğu… Bir dönem estetik operasyonların kahramanı Barbie bebekler… Söz konusu operasyonların bazılarının ölümle sonuçlandığınıbiliyoruz. Barbie’nin yapımcıları bunların böyle olacağını tabii ki de bilmiyordu. Bunların hepsi toplum baskısıydı. Çünkü Barbie kusursuzdu ve her kadının kusursuz olması bekleniyordu.

Barbie’nin erkek versiyonu olan Ken. Kayıtlara geçmiş Ken’e benzemek için estetik operasyonu geçiren bir sürü erkek de mevcut.

Öncelikle toplum olarak kimsenin kusursuz olamayacağını kabullenip, bu masallardan uyanmamız gerekiyor.

Küçükken sadece Barbie bebeklerle büyüyen insanlar büyüyünce hayatına yansıtmaya başlar. Güzel veya yakışıklı olmak için Barbie ve Ken’e benzemeye gerek olmadığını toplum olarak öğrenilmesi gerekiyor. 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu gibi düşünelim…

“Prenses gibi olmak.”

“Barbie gibi olmak.”

Çocukların kendi hayal dünyalarını değil de oyuncakçıların raflarında kutu içinde duran Barbie bebeklerin hayal dünyasını kullanması, onlar gibi olma çabası gerçeklik algılarını bile olumsuz etkilemektedir.

Çocukların partilerde, doğum günlerinde hiç kostümlerine dikkat ettiniz mi?

Hiçbiri “Ben annem gibi olacağım”, “Ben babam gibi olacağım”, “Ben öğretmenim gibi olacağım” demez.

Çünkü artık hepsi kalıplaşmış bir şekilde aynı Barbie ve Ken gibi olmak isterler. Hayal dünyaları yerle bir olmuş bir sürü çocuk, yetişkin…

Literatürde bunun bir ismi var:

“Barbie Bebek Sendromu”

Barbie bebek gibi olmak, görünmek isteyen kız çocuklarının sahip olduğu bir sendrom. Sonuçları anoreksiyaya ve depresyona sebebiyet veriyor. Çocuklarımızı küçüklükten itibaren kimsenin mükemmel ve kusursuz olmadığı bilincinde, her halleriyle güzel olduğunu kabul ettirerek büyütürsek bu zincirlenmiş halkaları bozabiliriz.

Unutmayın hepimiz bu dünyaya bir amaç, sebep için geliyoruz. En önemlisi nefes alıyoruz. Hepimiz çok güzeliz. Hayatınızın hep güzel geçmesi ve her zaman kendiniz olmanız dileğiyle.

Sevgi her şeyi iyileştirir;

Sevgiyle ve esenlikle kalın.

 

Aleyna ÇELİK

Kaynakça:

www.salom.com.tr

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.