İstenç ve İrade

0 5.295

İnsan istenciyle var olur. Birey yaşam sınavını yerine getirirken bir taraftan hayatın onlara
dayattığı bazı temel gereksinimleri uygulamaya iten dış etkenleri çıkardığımızda daha özgür bir
biçimde kendine has durumu içeren olgu istenç duygusudur.

Schopenhauer ve Kierkegaard gibi çoğu
filozofa göre insanın isteme duygusunun altında mutlu olma gereksinimi yatar. Bu da kendince fedakarlıklarda bulunur. Aslında fedakârlık adı altında yaptığı işler egoizm temellidir. Bunu daha süslü ifade etmek isteyen kişi ya da egoizmin hayatta iyi karşılanan bir fenomen olmadığını bilen
birey bunu fedakârlık olarak ifade eder. Söz gelimi bir insanın iyiliği için kendinden ödün vermek içe
dönük olarak kendi benini iyi hissettirme çabasıyla açıklanabilir. Yapılan hiçbir iş yoktur ki sonunda
ucu bencilliğe çıkmasın. Yine de gönlünüz hoş olsun diye ben de fedakârlık diyeceğim bu duruma.
Birey istediklerini gerçekleştirdiğinde mutlu olacağını düşünür. Oysa istenç arttıkça mutlu olma
olasılığı daha da azalacaktır. Çünkü insan isteklerine ulaşsa bile sonunda hayal ettiği mutluluğa
ulaşmakta güçlük çekecektir. Hayal edilen mutluluk erişilebilen mutluluktan daha büyük etki yaratır
insanda. Bu sebepten insanoğlu sadece hayallerinde gerçekten mutludur. Buna ithafen başka bir söz
olarak her ne kadar arzu ettiklerimizi gerçekleştirebilsek de arzu ettiğimiz gibi arzu edemeyiz. Hayal
edilen konuma gelindiğinde ve istediklerimizi gerçekleştirdiğimizde bizde yarattığı etki
düşündüğümüzden daha az seviyede olur genelde.
İstencin ardı arkası kesilmez. Biri bittiğinde öbürü başlar. İnsanın tatmin olma duygusunu
dizginleyememesi kendisine yeni istençler yaratma gereksinimini ortaya çıkarır. Böylelikle bir
döngünün içinde asıl amacı olan mutluluğu ikinci plana atıp sonu gelmez girdaplarda türlü türlü işlerin
peşinden koşup bir türlü tatmin olamayacağı sonuçlardan sonuçlara yarış içinde hayatını idame
ettirmeye çalışır. Daha iyisini isteme duygusu kendi kendine yetememe problemini açığa çıkartır.
Daha iyisini elde etmek isteyen insan ise önceki halinden daha mutlu daha huzurlu olacağı
düşüncesinde aslında kendine kötülük yapma potansiyelini içinde taşır. Söz gelimi istençlerimiz
gerçekleştikçe benliğimiz bir balon gibi şişer ve sonu gelmez isteme duygusu çatısı altında istediğini
elde edemeyen insan kendisine de bir zorluk çıkaracaktır. Çünkü her yeni isteme durumunda insan
aslında yeni bir ben yaratır. Ardından yeni benine ulaşamadığında yani istediklerini
gerçekleştiremediği senaryoda kendisinde sahip olduğu kişiliğe de küskün hala gelip ayna karşısında
yansıyan benliğine sevgisini de sorgulayacaktır. Sözüm ona bir başka benliğine kavuşamayan insan
yalnızca yeni benine ulaşamamakla kalmaz aynı zamanda var olduğu benliğine de tahammül edemez
bir hale gelir. Bu durumda insan kendisiyle birlikte yaşamaya hoşnutsuz bir biçimde devam eder.
İstençlerimiz geleceğe dönük olduğundan geleceğe dönük olan bir başka olgu olan kaygı duygusunu
da beraberinde getirecektir. Buna ithafen yeni benine ulaşamayacağı kaygısı insanı daha da rahatsız

edecek ortada bir sebep yokken insanın kendine yarattığı hastalıklı can sıkan bir duruma götürecektir.
Bu durum insanın hayatına dair umutsuzluğu da beraberinde getirir. Oysa umutsuzluğu bir bitiş
noktası değil başlangıç noktası alan insan yaşamın ilerleyen safhalarında gerçekleştiremediği
istençleri olgun bir biçimde karşılayacaktır ve yarattığı tahribat daha az seviyede hasar verecektir
kişinin kendi benliğine.
Peki istenç duygusu olmadan yahut istençlerden soyutlanarak yaşamak mümkün müdür? Bu
durumda vurgulanmak istenen nokta istemeden vazgeçin durumu değildir. İstence bağlı kalmamanın
yahut bireyin kendisini sonu gelmez arzularına kaptırmaması durumunun bireyin kendi benliğinde
çıkarı için daha yapıcı olacağıdır. Arzularının, istençlerinin kendisi için iyi sonuçlar ortaya çıkarıp
çıkaramayacağını bilemez insan. O sadece ister. Bazen ne istediğini bile tam olarak düşünmeden ister.
Aslında gelecekte istemeyeceği durumu da şu anda farkında olmadan isteyebilir. Yani ifade etmek
istenilen durum istencin bir kör kuyu olduğudur. O kör kuyudan çıkacak sonuçların insanın iyiliğine mi
yoksa zararına mı olacağı bilinemediğinden istencin insanın boynuna tasma takıp onu
köleleştirmesine izin veren birey kendini bir yaprak gibi savrulur durumda bulacaktır. Söz gelimi
istencini kontrol altında tutamayan insan kendini de kontrol altında tutamayacağından kendisi
olmanın dışında hareket etmesiyle günün sonunda kendisine yabancı hale dönüşüp benliğini
oluşturan kendisine karşı ben olmaktan çıkıp yeni yarattığı ben öznesinin figüranı durumuna
gelecektir.

Eren ARSLAN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.