Sanal Sessizlik: Dijital Çağın Görünmeyen Tehlikesi

Linç Kültürü

0 282

Günümüz de sosyal medya hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Özellikle doksanlı yılların başında hayatımıza giren akıllı telefonla birlikte doğan sosyal medya günümüzde daha yaygın hale gelmiştir. Pek tabii bunun sebebi sosyal medya ve akıllı telefonlara erişimin daha kolaylaşması olmuştur. Çünkü telefonların çoğalması rekabeti ortaya çıkarmasıyla birlikte her bütçeye uygun akıllı cihazlar üretilmiştir.  Özellikle ülkemizde bu çok hızlı olmuştur. 30 ülke arasında internet kullanıcı sayısı en hızlı artan ülke Türkiye olmuştur.

Tabii ki sosyal medyanın bu denli yaygınlaşmasının yeni kavramlar ortaya çıkarması kaçınılmaz olmuştur. Bu kavramlardan bazıları; linç kültürü, sosyal medya zorbalığı, siber suçlar baş sıralarda yer almışlardır. Özellikle viral olan Linç kültürü günümüzde korkutucu boyutlara mı ulaştı ya da zamanın içinde evrimleşen bir olgu mu olduğu bizleri merakta bırakmıştır.

Linç bir insanın, bir toplumun ya da topluluğun genel kabullerine aykırı bir söz de ya da eylemde bulunmasıyla, o toplumun ya da topluluğun kabullerine ne kadar bağlı olduğunu kendine veyahut etrafındaki sosyal çevreye gösterme-kanıtlama arzusu olmuştur.

Başlıca din, siyasi, özgürlük, giyim gibi nedenler olsa da konunun pek önemi olmadığı gözlenmiştir. Linç eyleminde bulunan bireyin nasıl olduğu pek önemli olmamıştır. Linçe maruz kalan kişi herhangi bir bahane ile bir öncü tarafından tahrik edilen gurubun meşru hedefi haline gelmiştir. Sosyal medyada, linç kültürüne maruz kalıp intihar eden gençler olmuştur.

Bu kavramın doğuşunun bir önemli kolu ise ‘’ sahte hesaplar’’ olmuştur. Çünkü sosyal medyada linç yapacak bireyin maske takması, kendisini görünmez hissetmesine sebep olmuştur. Normal hayatında fiziksel şiddeti yeğlemeyecek olan birey, sosyal medyada linç yapan guruba dahil olmuştur. Bu yüzden başta da belirttiğim gibi ‘’ linç kültürü’’ kavramı karmaşık bir konu olmuştur. Öyledir ki linç uygulayan insanlar eleştirmek bir tarafta dursun, bazı kesimlerce haklı görülüş ve ‘’had bildirme’’ ‘’ hak ettiğini bulma’’ gibi yorumlar da yapılmıştır. Yani her kavram, her yaş iç içe geçmiş ve çözülmez hal almıştır. Başka bir örnek vermek gerekerise bugün linçlediği insan bir paylaşım yaparak linçleyen bireyi yanına çekmiş ve diğer gurubu linçlemeye başladığı görülmüştür. Görülmüştür ki ‘’linç kavramı’’ çok tehlikeli bir hal almış ve ivedilikle düzenleyici yasalar, kanunlar çıkması elzem olmuştur. Aslında konuya Avrupa insan hakları mahkemesi değinmiştir. Avrupa insan hakları mahkemesi 4. Maddesi ‘’ Hiç kimse işkenceye veyahut insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabii tutulmaz’’ maddesi vardır fakat yetersiz kalmıştır. Bunun için bireylerin ve kurumların sorumluluk alması gerekmiş olup, dijital okuryazarlık hakkında eğitim verilmesi, politikaların güncellenip daha etkin hale gelmesi elzem bir hal almıştır. Bu değişiklikler Linç kavramını hayatımızdan tamamen çıkarmasa bile önemli ölçüde azaltacağına şüphem yoktur. İfade özgürlüğü ve toplumsal hoşgörü çerçevesinde daha sağlıklı sosyal mecra oluşturmak tüm insanlığın sorumluluğundadır.

Yani sonuç olarak ufak bir parmak hareketi ya da zihinden ansızın geçen bir düşüncenin reflekse dönüşerek, linçlenen insanın yaşamını dar etkilemesi. Ve muhtemelen o kişi kaçacak bir köşe ya da sığınabilecek bir inziva mekânı olmayacağı gibi; az önce tıklayan kişi de sıranın kendisine gelmesinden kurtulmayacaktır. Çünkü sanal linç; Öznesi olan fakat nesneymiş biri görünmekte olan kişinin kendisini ile ilgili olmakla birlikte Linç; onun açmazlarıyla başlamakta, onunla sürmekte ve er ya da geç onda son bulmaktır. Linç, insanların “kendilerinden olmayanlara uyguladıkları, sadece cezalandırmak amacıyla değil, aynı zamanda emsal oluşturmak için de başvurdukları bir eylemdir.”

Kaynakça:

Sosyal Medya ve Linç Kültürü, dergipark.com

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Linç kültürü, Sadık Usta

 

Mustafa Enes KALAYCI

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.