KARMAŞIK İNSAN GÜDÜLERİ

0 4.161

Güdü, hareket ve davranışları başlatan içsel güçtür. Güdülerimiz birincil ve ikincil
güdüler olmak üzere ikiye ayrılır. Birincil güdüler; yeme, içme, nefes alma ve cinsellik gibi
fizyolojik temelli olanlardır. İkincil güdüler; güç, başarı, ait olma, güvenlik, statü gibi
sonradan kazanılan, yalnızca insana özgü olan güdülerdir. İnsanlar var oldukları toplumun
değerlerine göre biçimlenirler ve hayvanlardan son derece farklı gereksinimler gösterirler.
Bunun temelinde ise öğrenme yatar. Fizyolojik güdüler gibi bu ihtiyaçlar karşılanmadığında
bireyin ölümüne yol açmaz ancak yaşamını zorlaştırır ve psikolojik açıdan güçsüz kılar.
Temel olarak insana ait güdülerin ele aldığını bu yazıda insan gereksinmelerini bazı başlıklar
altında detaylı inceleyeceğiz.
– Başarma Gereksinmesi
Hayat içerisinde bazı rollerimiz vardır bunlar; evde çocuk, okulda öğrenci, iş yerinde
çalışan, toplum içerisinde vatandaş olma vb. rollerdir. Var olduğumuz bu standartlarda
başarıya kendi duygusal tatminimizi sağlamak ve takdir edilme isteği ile ulaşmak isteriz.
Doğan Cüceloğlu bu gereksinmeyi “Bir görevi ya da davranışı mükemmellik standartlarına
göre, hatta onun daha üstünde yapma isteğiyle kendini göstermesidir” şeklinde tanımlamıştır.
Başarı sosyal kabul gereksinmesini de beraberinde getirir. Böylece diğer insanların
davranışlarımızı uygun bularak, bizi kabul etmelerini ve beğenmelerini isteriz. Bir fiil
düşünülür, yapılır ve sonuca ulaşır. Bu aşamaların her birinde değişmeyen tek şey
beklentimizdir. Örneğin; öğrenciye bir görev verilsin ve sorumluluğunu yerine getirdikten
sonra ne öğretmeni ne de arkadaşları bir yorumda bulunmasın. Sizce bu durum bireyi nasıl
etkileyecektir? Yorumsuz bırakılmak hem hataların görülmemesine hem de başarma
olgusunun tamamlanmamasına neden olacaktır. Bu gereksinme bir yerde motivasyondaki itici
güçtür. Hayat boyu öğrenmenin devam ettiği bu yolda bizler birikimlerimizi başarı ile
taçlandırmak isteriz.
– İlişki Kurup Yakınlaşma Gereksinmesi
İnsan ilişkileri elbette önemlidir. Ancak insanlarla olan ilişkilerimizde kültürün
önemini de göz ardı edemeyiz. Toplumlar arasındaki farklar, bireyler arasındaki farklılıkları
da ortaya çıkarmaktadır. Gereksinmenin yanı sıra toplumsal değerlerin, gelenek- göreneklerin
ve toplumun düzenini sağlayan kuralların gelecek nesillere aktarılması açısından da önem arz
etmektedir. Örneğin Afrika felsefesinde “ubuntu” diye bir kavramdan söz edilir. “Ben, biz

olduğumuz için benim,” “Benim ben olmamda senin payın var” demektir. İlişki kurabilmemiz
için her zaman bir ötekine ihtiyacımız olacaktır.
– Bilişsel Tutarlılık Gereksinmesi
Leon Festinger’in teorisidir. Kaynağı; bilme, algılama ve düşünmedir. İnançlarımız,
sorgulamadığımız temel kabullerimizdir. Bunlar en derindeki değerlerimiz aracılığıyla
davranışa yansır. Dünyayı ve olayları inanç ve değerlerimize göre algılar ve yorumlarız. Bu
nedenle insan temel inançlarıyla çelişen yeni bir durumla karşılaştığında gerginlik yaşar.
Örneğin; Normal şartlarda çok fazla şeker yemenin hem dişler için hem de sağlığımız adına
faydalı olmadığını biliriz. Bu yüzden az tüketmemiz gerekir. Fakat bunun bilinmesine rağmen
çok fazla şeker tüketimi bireyde bilişsel tutarsızlık yaratır. Böylece birey ya davranışını ya da
konu ile ilgili bilgilerini değiştirecektir. Davranışını değiştirirse şekeri bırakır, algılarını
değiştirirse “Şekerden çok daha zararlı şeyler var ona rağmen insanlar hayatlarına sağlıklı
bir şekilde devam ediyor. Bu durum bana zarar vermez” görüşüne sığınır.
– Denetim Altında Tutma Gereksinimi
Bu gereksinme bireyden bireye değişiklik göstermektedir. Kimilerinde denetleme
isteği çok kuvvetli kendini gösterirken, kimilerinde “bakalım ne olacak” yönündedir. İnsan
etrafında olup biten olayları, kişileri, var olan düzeni denetlemek isteyebilir. Bu davranış
aileden veya çevreden öğrenilmesi sebebiyle bireye geçmiş olabilir. Aynı zamanda içgüdüsel
bir durumu da içerebilir.
Genel bir değerlendirme yapacak olursak, güdülenmiş davranışlar doğuştan gelir.
İçinde bulunduğumuz kültürle alakalıdır. Güdüler kültür içinde zamanla değişiklik
gösteredebilir. Ancak insan diğer canlılardan farklı olarak empati kurma şansına sahiptir. Bu
anlayışa sahip olmak, çatışmaksızın iletişimde bulunmak ve bunu sürdürmek çaba ister.
Hepimiz birbirimizden farklı ve biriciğiz. Fakat farklılıkları derinleştirmek yerine bunlar
arasındaki benzerlikleri çoğaltmamız gerekir. Birbirimizi anlamakla yola çıkarsak bu
benzerlikleri artırabiliriz. Etkin iletişimde bulunabilmek için hepimizin dünyayı farklı şekilde
algıladığının ve bu algılamalarımızı diğerleriyle iletişimimizde rehber olarak kullanmamız
gerektiğinin farkına varmalıyız.

Kaynakça:
felsefe.gen.tr/ Güdülenme Türleri

D.C/İnsan ve Davranışı

Safiye Nur KARABACAK

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.