UZUNLAR

0 731

O gün artık yaşamaktan kokmayacaksa yaşanmışlıktan söz edemezsin. Geçen yine bi’ evde tuvaletin yerini soruyorum. Alaturka olunca kendimi güvende hissetmiyorum. Terminal tuvaleti hissi, kasıklarıma değen soğuktan, elini silmek istediğin havluya kadar her hissiyatta varlığını ortaya koyuyor çünkü. Çünkü terminal zaten başlı başına güvensizlik ifade eder. Beklerken bir kaç kavramın daha içini boşaltmaya devam edersin. Otobüs kalkar, bildiğin tüm duaları okursun sonra varsayımlardan yola çıkarsın. Varsayımlardan yola çıkmanın şairaneliği birtakım gerçekliklere yenilse bile.

Sence sırlar kim üzerinedir? Çocuklar mı? Ya da casuslar? Büyücüler de olabilir? Belki de krallar? Sırrı olmayanlar kimlerdir? Yabancılar mı? O zaman lisan bilen kim varsa git getir onu önüme! Dünya üzerinde bir yığın yabancı var. Söyleyecek hırla şeyi olan.

Tek bir lisanı bile düzgün konuşamayan bir yabancı olarak başlayayım o vakit. İnsanlar hayal kırıklığıdır. Lakin geceleri ağlayıp sabahları hiçbir şey olmamış gibi yapabilenler, acının en samimi halidir.

Ne zamandır düşünüyorum ama cevap bulamıyorum. Sence geride bırakılana özlem duyarak ileriyi düşleyenler, onlar da bu hayal kırıklığına dahil midir cicim?

“Devamlı sustuklarının cevabını veremezsin” ve “neye inanmak istersen ona inanırsın” karşıt düzleminde gidip geliyorum. Beni en başından bi’ dinlesen aslında…

 

İşte şimdi her şey yerli yerinde. Ben defterimin başında; kalemim, iki dudağımın arasında ısırılmaktan arkası kırılmak üzere, sen; bir duvar panosunun ortasındasın. Sol tarafımda    kocaman bir ayna var gibi. Aynaya bakınca aynı caddeyi görüyorum. Sahi, hatırlıyor musun sen de o caddeyi? Hoş! Sen ne kadar caddeye bakan bayırları arkanda bıraktığını zannetsen de var gücünle dik tuttuğun o dahi kafanı biraz sağa doğru eğdiğin zaman düz ama virajlı bir yol göreceksin. Sana olan biten tüm bu şeyler arasında kafanı neden dik tuttuğunu sormuyorum. Caddenin başında aldanmamayı sen milattan önce öğrendin zaten. İşte o caddedeyiz yine. Güzellik görecelidir ve sen görülmeye değersin.

Aynı aynaya tekrar bakıyorum da, çocukken değişeceğim diye ödüm kopuyordu. Yüzüme bakıp bu benimle kalsın lütfen diyordum. İşte bu, kopmasın benliğimden. Bu kaldı balım. Ödüm bile koptu. Bu, kopmadı.

İhanet, bir fahişenin bir adama aşık olmasıyla başladı. İnsanoğlu bu doğa olayına seyirci kaldı. Sonra kadın unuttu desem, bu yaşanmışlık, gerçeklikten çok uzak bir hikaye olurdu. Zira, zihinsel fonksiyonlar, düşününce hatırlamayı sağlar sadece. Sen hiç düşününce unutmak diye bir şey duydun mu?

Derler ki: Bir adamın parmakları dolandı bir kadının saçlarına, bir kadının saçları bir parmak boyu kadar kısaldı sonrasında.

Söylesene! Uğruna şiirler yazılmış, şarkılar söylenmiş kadınların, o şarkıları dinleyip geceleri ağlayıp sabahları hayatlarına geri dönen kadınlara oranını nasıl bir denklem açıklar?

Şimdi cevap versene! Geride bırakılana özlem duyarak ileriyi düşleyenler… O hayal kırıklığının neresindeler?

Kızdığın şeyler, kızıp ağladığın şeyler, ağladığına kızdığın şeyler, kızınca bağırdığın şeyler, bağırırken sesini beğenmediğinden midir nedir sonrasında konuşmadığın şeyler… Öğrendiğin, gördüğün, geçirdiğin, kaçırdığın, kaçındığın, sakındığın, saklandığın şeyler… Soyutlayıp, soyutlandığın şeyler… Saatlerden zaten bi’ habersin. Sözleri olan şarkıların yok oldu. Sözleri zaten hiç yoktu. Küstün tamam. Bi’ çift güzel söze, gülen yüze, adına küstün. Ayıp ettin.

Kısaca hem sevip hem yaşanmıyor arkadaş! Dimi?

Boğazımıza kadar boka batmış duruşumuza, başımız dik yürüme sebebimiz denir.

                                                                                                                    Gamze Ç. AKTAŞ

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.