Stanley Kubrick’in Sinematik Dünyası

0 4.642

Stanley Kubrick, 1928 New York’ta doğmuştur. Sık sık sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri olarak anılır. Çoğunlukla roman ya da kısa öykülerin uyarlaması olan filmleri çok çeşitli türleri kapsıyor ve gerçekçiliği, kara mizahı, benzersiz sinematografisi, kapsamlı set tasarımları ve çağrıştırıcı müzik kullanımıyla dikkat çekiyor. Kubrick’in “Hayatın anlamsızlığı, insanı kendi anlamlarını yaratmaya zorlar” sözleriyle hep düşündürmüştür beni. Ve çok haklıdır! 

Vasatlığın hüküm sürdüğü bir endüstriye davetsiz bir biçimde gelen ve burada kendisine kocaman bir alan açmayı başaran bir yönetmendir aynı zamanda. Müthiş bir entelektüel ve üzerinde çalıştığı her filmi en ince ayrıntısına kadar tasarlamaya özen gösteren; ufak kazalara, hatalara tahammülü olmayan bir mükemmeliyetçidir. Ne giyineceğine karar vermekten hoşlanmadığı için gardırobunda aynı tişört ve pantolondan bir sürü olan Kubrick, uçuş korkusu olduğu için ve bu stresini azaltmak için uzun süreler boyunca hava trafik kontrol radyolarını da dinlermiş. Aklına her fikir geldiğinde, saat kaç olursa olsun mutlaka birilerini arar, evinin kapısını çalan insanlara kapıyı açmadan “Maalesef Stanley evde değil.” dermiş. Film çekimleri sırasında filmleri hakkında asla konuşmaz, tamamlandığında ise onları asla izlemez bir takıntıdan bahsediyoruz aslında. Stanley Kubrick, kısa filmlerini ürettikten sadece iki yıl sonra, babasından, arkadaşlarından ve akrabalarından topladığı bir bütçeyle ilk uzun metrajlı filmi Korku ve Arzu – Fear and Desire’ı çekmeyi başarır.

Kubrick ‘in her filmi bir öncekilerden oldukça şaşırtıcıdır. Mesela 1971 yapımı A Clockwork Orange filminde yer alan tezatlığın filmin tasarımıyla nasıl üretildiği başroldeki Alex ve çetesi üzerinden anlaşılabiliyor. Bu tezatlık, giydikleri ikonikleşen kıyafet tasarımı üzerinden tarif edilebilir. Masumiyet ve saflığın rengi olan beyazın çetenin kıyafetlerinin rengi olması da yapılabilecek bir okuma olarak karşımıza çıkıyor. Melon şapka ve bastonun bir beyefendi tiplemesinin sık kullanılan aksesuarları olması da bu tezatlığı giderek artırıyor. Bir diğer dikkat çeken nokta ise filmlerinde kullandığı yoğun renklerdir. Kullandığı bu renkler sahnenin temasına göre anlam kazanıyor. Açıkça ifade etmese de bazı şiddet, ölüm sahnelerinde yeşil renginin sahneye hizmet edecek bir şekilde karakterlerle ilişkilendirmektedir. Kierkegaard’ın meşhur sözündeki gibi, hayatın ileri doğru yaşandığını ve geriye doğru anlaşıldığını iddia edebiliriz. Bu nedenle Kubrick’in kariyerine bakarken bunu bu şekilde anlamlandırmak yanlış olmaz belki de. 

 

Kubrick filmlerinde genellikle insanın iç dünyasının en kilit noktalarına değinir. İnsanların masallarını, akıl sağlığını, ilkelerini ve kendi yıkımlarını inanılmaz bir kayıtsız evrende anlatır. Ağır şeylerden bahseder ve yönetmenin özenli yaklaşımının bir göstergesi olsa da onunla çalışmak oldukça zordur. Kubrick, bazen her sahne için 100 çekimden fazlasını talep eder, maraton çekimlerinde her küçük ayrıntıyı takıntı haline getirir. İzleme deneyiminin asla hipnotize etmekten daha az konumlanmasına izin vermez. Kubrick ayrıca iflah olmaz bir kedi sevgisine sahipti. Bir zamanlar 16 tane kedisi vardı ve çalıştığı dönemlerde onlarla ilgilenemediği zamanları telafi etmek için filmini tamamladıktan sonra kedilerin kurgu odasında dolanmalarına ve oynamalarına müsaade ederdi.

Ben daima hafifçe gerçeküstü çalışmayı ve onu gerçekçi bir tarzda sunmayı sevdim diyen Kubrick’in tamamlanmamış birçok projesi de bulunmaktadır. Bunların içinde muhtemelen en çok bilinen projesi de Napoleon’du.

Gözü tamamen kapalı filminin çekimleri sırasında, son 15 ayda her gün 18 saat boyunca aralıksız çalışır ama filmi tamamlamak üzereyken yaşamını yitirir. Bu dünyadan geçen deli dehalardan biriydi bence o.  Bir röportajında söylediği bir cümle ile bitirmek istiyorum onun bu sinematik dünyasını, “Suçlulara ve sanatçılara karşı garip bir zaafım var. Her ikisi de hayatı olduğu gibi kabul etmiyor. Her hazin hikâye, gerçek hayattaki olaylarla çelişki içinde olmalıdır bu yüzden. Birçok insanın normal görünmek için gerçek olmayan bir dizi pozlar verdiği, bir tür gri hiçliği kabul ettiği bu dünyada, suçlu ve asker en azından bir şeye karşı ya da bir şeye taraf olma meziyetini gösteriyor. Kimin daha fazla fesatla uğraştığını söylemek ise zor… Suçlu, asker veya biz.”

Kaynak:

wikiquote.org

Fikriyat.com

gazetesanat.com

Şevval FALAY

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.