FREUD VE LACAN PERSPEKTİFİNDEN; BİREYLERDEN DEVLETLERE “YAS” VE “MELANKOLİ”

0 3.195

Yas, sevilenin kaybına sistematik olarak verilen tepkidir. Bahsedilen sevilen bir kişi olabileceği gibi; ülke, özgürlük, ideal gibi soyutlamalar da olabilir. Ancak bazı insanlarda kayıp karşısında yas görülmeyebilir. Melankoli görülebilir kibu insanlar patolojik eğilimli olabilirler. Ancak yas patolojik bir durum değildir. Normal sayılan birçok davranış biçiminden farklılaşma vardır ancak tedaviye yönlendirme gereği doğmaz. Yasa müdahale etmek anlamsızdır hatta zararlıdır. Yas bir zaman sonra aşılabilir. Melankolininse net tanımını yoktur. Yastan farklı bazı ruhsal niteliklere sahiptir. İnsanın derinliğinde acı verici ıstırap, sevebilme kabiliyetinde azalış, dış dünyaya ilgi kaybı, etkinliği neredeyse tamamen kaybetme ve özsaygı azalması olur. İnsan kendini suçlama, aşırı eleştirme ve kuruntu seviyesinde bir cezalandırma beklentisi olarak özsaygısını azaltır. Özsaygıdaki yıkım yasta olmaz. Yasta kayıp nesnenin yerine bir şey koyma durumuyla yeni sevgi nesnesi belirlenebilir. Şiddeti büyük bir yasta bir ego kenetlenmesiyle tamamen yasa teslim olunabilir ama bu dahi yasın patolojik bir şey olduğu anlamına gelmez yani aşılabilir. Yasla gerçeklik sınanır, sevilen nesnenin artık var olmadığı durumu açığa çıkar, nesneyle ilişkili olan ve nesneye bağlı libidonun geri çekilmesi talebi gerçekleşir. Bu talebe karşı koyulur çünkü insanların isteyerek geri çekilecekleri bir durum değildir. İnsan buna karşı koyar. Bu karşı duruş çok kuvvetli olarak gerçeklikten uzaklaşmaya ve sanrısal psikozla kayıp nesneye daha çok bağlanmaya neden olabilir. İnsan gerçeğe saygı gösterse de hemen kabul etmeyebilir. Zamanla, adım adım gerçeklik kabullenilir. Bu esnada kayıp nesnenin varlığı psişik anlamda sürdürülür. Libidonun nesneye bağlandığı her anı ve beklenti teker teker belirir, aşırı katektik enerjiyle yüklenir. Nihayetinde libidonun nesneden ayrışması tamamlanır. Istıraplı olarak “hoşnutsuz” libido ayrışması işin doğasıdır. Yas çalışması bitince ego kenetlemeden kurtularak yeniden özgürleşir.

Freud yas çalışmasını melankoliye uygulayarak melankoliyi açıklamıştır. Melankoli de sevilen nesnenin kaybına tepki olabilir. İlaveten melankolide sevilen nesne daha ideal türde kayıptır. Gerçekte ölmemiş ama sevgi nesnesi durumu kaybolmuştur. Sevgilisi terk etmiş kişinin durumu buna örnektir. Kişi kayba inanır ama kaybın ne olduğunu tam olarak göremeyebilir, kaybedilenle birlikte nelerin kaybolduğunu bilemeyebilir. Kaybı tam olarak algılayamıyordur. Yastan farklı, melankolide bilinçten çıkıp gitmiş bir nesnenin kaybı vardır. Kenetlenme durumu yas vemelankolide farklıdır. Melankoliyi tamamen soğuranın ne olduğu açıkça belli değildir. Ayrıca melankoliğin kendisi “boş ve çoraktır”. Yastaysa bu dünya için böyledir. Melankoliğe hasta nitelendirmesi yapan Freud, bahsettiği hastanın kendi egosunu değersiz, bir şeyi başaracak kabiliyette olmayan, kendisini suçlayan, eleştiren, dışlayan ve cezalandıran durumlar içerisine girdiğinden bahseder. Hatta hasta kendini küçük düşürmekten çekinmeyerek çevresindekilere ifade eder. Yaşadığı durumun varoluş noktasını saptayamaz. Özdeğersizliğini hep var olan bir şeymişçesine genişletir. Aşağılık duygusu uykusuzluk ve beslenmeyi reddediş durumlarını yaşatarak yaşamsal dürtüyü alt edebilir. Kişinin kendine yönelik eleştirilerinin bazıları doğru olabilir ancak melankoliyle yasta farklılık vardır. Melankolik kişiler hakikati görmede keskindir. Kendini bencil, iki yüzlü, değersiz vs. gibi tanımlayıp bunu paylaşmaktan çekinmez. Onu hasta yapan da kendini başkasına sunması ve durumunu paylaşmasıdır. Konuşkanlık halinde olan melankolik kişi, kendi benliğini utanmaksızın teşhir ederek tatmin olmaktadır. Burada bahsedilen kişinin “öz-kınamaları” aslında sevilen nesneye yönelik kınamalardır. Hastanın kendi egosuna kaydırılmıştır. Kişi çok çirkin olduğundan sevgilisinin onu terk ettiğini söyleyerek eski sevgilisinin çirkin olduğunu ifade etmektedir. Meselenin gerçek durumunun anlaşılmasını güçleştirense, öz-kınamalara sevgi çatışmasının artı-eksilerinden türeyen sahici şeylerin karışmasıdır. Melankoliklerin tevazu yoksunu ve adaletsizliğe maruz kalıyormuşçasına davranışları vardır. Asıl çevresindekileri değersiz ve itaate değmeyecek kişiler olarak algılamaktadırlar. Melankolik libidoyu bir kişiye iliştirir ve orada bir süre var eder. Sonrasında gerçek bir kayma veya hayal kırıklığı sonucu nesne ilişkisi parçalanır. Libido nesneden çekilemez veya başka nesneye kaydırılamaz. Belli koşullar varolamamıştır. Serbest libido başka nesneye doğru yer değiştirememiştir. Egonun içine geri çekilmiştir. Egonun bahsedilen nesneyle özdeşleşmiştir. Vazgeçilen nesneye dönüşmüş, kişi kendi eleştirilerine açık olmuştur. Nesne kaybı, ego kaybı olarak egonun eleştirel etkinliğiyle başkalaşmış ego arasında bölünmeye dönüşmüştür. Freud melankolide kişinin kendini nesneleştirmesiyle -egonun asla yapmayacağı- kendini yok etmeyi gerçekleştirebildiğini söylemektedir. İntihar bu nesneleştirmeyle olmaktadır.

Yasla melankoli büyük değişim izleri bırakmadan sonlanır. Yasta kayıp nesneden ego kendi libidosunu geri çekerek kurtulur. Melankolide ego buna benzer bir süreç yaşar ama olayların seyrinde egonun kendisini güçsüz düşürene dek katektik enerjiyi boşaltır. Yas sürecinde libidonun kayıp nesneye iliştiğini gösteren her anıyla beklenti gerçeklikle karşılaşır. Ego nesnenin artık var olmadığı konusunda kendisini hayatta tutan narsistik tatminleri tarafından ikna edilir. Melankolideyse libidonun geri çekilmesi bir anda olup bitecek bir şey değildir. Nesnenin bilinçdışı sunumu libido tarafından terk edilmiştir ama gerçekte bu sunum sayısız tekil izlenim yahut bunların bilinçdışı izlerinden oluşmaktadır. Süreç yastaki gibi uzun ve aşamalıdır. Libidonun dirhem dirhem geri çekilmesi durumu ikisinde ortaktır. Freud melankoliden diğer bir çıkış olarak maniden bahseder; mani dirhem dirhem değil birden gerçekleşir. Ani bir coşku olur. Nihayetinde melankolin yastan fazla şeyler içerir, nesneyle ilişki karmaşıktır, sayısız sevgi-nefret çekişmeleri içerir. Libidonun konumu ve nesneyle olan mücadelesi bilinçdışında gerçekleşir. Yasta yine süreç bilinçdışında gerçekleşse de bilinç-öncesinden bilince giden normal yol izlenir. Melankolide bloke olan bu yoldur. Bastırılmış olanın dünyasında yapısal müphemlik vardır. Müphemlik mücadelesiyle ilgili yapılacak her şey melankoliye özgü sonuçlanana dek bilinçten çıkarılmış kalır. Yasla melankolide özsel benzerlik vardır. Yasta nesnenin ölü olduğuna ikna olunmuş ve ego nesneden vazgeçmeye yöneltilmiştir. Melankolideyse müphemliğin mücadelesi nesneyi kötülemeve karalama yoluyla libidonun nesneye olan saplantısını esnetmektedir. Hiddet yatıştıktan ve nesne değersiz olarak terk edildikten sonra bilinçdışı süreci biter.

Freud’a göre melankolinin üç ön koşulu vardır; nesne kaybı, müphemlik ve libidonun egoya geri çekilmesidir. Lacansa Freud’un nesne kaybı yaklaşımı konusunda sürekliliği sürdürürken yas ve melankoli kavramlarının işleyişini sembolik, imgesel ve gerçek kavramlarıyla yapar. Ancak Lacan’ın bahsettiği düzlemler Freud’un id, ego, süperego kavramlarını karşılamaz. “İmgesel” düzlem insanın kendisiyle olan ilişkisi, kendi kimliğini var etme süreci vekendi bilincinde olma noktasıdır. Lacan öncü ve orijinal ben tanımı yapmaz. “Ben”i imgelerin bir efekti ve imgesel bir işlev olarak görür. Kişi kendisini var ettiği imgesel fonksiyonu korumak için çatışmaya girer. Bu imgesel tanıma gerçeklik kazanır. “Sembolik” ise dilin, toplumsallığın, hareketliliğin alanıdır. Sembolik, psikanalizde sözün ve dilin işlev alanıdır. Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır. Dil aracılığıyla oluşturulup sınırları çizilir. Dil farklılık ilişkilerinin düzeni olarak görülür. Lacan’a göre anlamlandırmada sabitsizlik vardır. Bu sabitsizlik sayesinde de hegemonya oluşmaktadır.  Lacancı “gerçek” ise kendi yerinde kalan olarak hem imgeselin hem de semboliğin karşıtıdır. Gerçek açlık yaratır, açlığı dürter ve yatıştırmaz. Dilden önce gelir ve sembolleştirmeye mutlak surette direnendir. Gerçek semboliği deler, hegemonik formasyonlar da söylemi yeniden üreterek delikleri dikerler ve gerçeklik oluştururlar. Yaşanan bir kaybın ardından özne gerçekle yüzleşmek durumunda kalır. Bahsedilen gerçek yokluktur. Yas durumunda kişi kaybını simgesel alana taşır. Kişi böylece kaybını simgesel alanda yeniden tanımlar. Özne özgürleşmiş olur. Freud’dun yas ve melankolide bahsettiği anlamdan yola çıkılırsa Lacan’a göre öznenin özgürleşmesi kaybın simgesel alana taşınmasıyla olur. Dolayısıyla kayıp sonrası yapılan ritüeller, merasimler, törenler önemlidir. Simgesel düzlemde yeni anı yaratarak kayıp ritüel, merasim gibi yollarla başkalaşır. Yani Freud’un yasta bahsettiği kaybın kabullenilip kayıp nesnenin unutulması değil unutulmaması olur. Ancak simgesele taşınan kayıp ilk haliyle değil yeniden örgütlendiği haliyle hatırlanacaktır. Lacan’a göre melankoli durumunda özne kayıpla gerçekte karşılaşır. Kaybını yeniden örgütleme sürecine sokamamıştır. Kişi, değersiz hissettiğini ifade ederken kayıp nesneyle özdeşleşmeye devam eder. Kaybedilen nesneden ayrışmaya karşı ısdırap verecek direnç gösterir. Bu deneyime jouissance (haz ve hayal kırıklığı olarak düşünülebilir) denir. Simgeselleştirmenin olmayışı özneye acı veren veya yok eden bir duruma neden olur. Bunu aşmak için simgeselleştirme gereklidir. Simgeselleştirme bir eksikliğe maruz bırakmaktadır. Öznenin kendini ifadesi için ötekine ihtiyacı vardır. Yas durumunda öznenin kaybı olur. Melankolideyse ilaveten öteki de kaybolmaktadır. Melankolinin kaynağı muğlaktır, kayıpla birlikte neyin kaybedildiği, kaybın kaynağı belirsizdir, sembolikte zihinsel inşa olmaz. Duygu üzerinden paylaşım olur. Sorunlu özne inşası ve dile getirilmeyen kayıp olur. Kaçınılan şey olarak kişinin iç dünyası ve söylem olarak iç dünyaya tekabül etmeyen ifade biçiminin ikircikliği olur. Bu bağlamda düşünüldüğünde totaliter özne melankoliyle bağdaşır. Bu öznenin mağduriyet söylemi belirsizleştirir, tam olarak ifade etmeme ve masalsı bir ifade vardır. Mesela toplumda muhafazakarların çok acı çektiği söylemi nedeni belirsiz bırakılarak iktidarı güçlendirilmiştir.

Yas ve melankoli özneyi, ötekiyi, cemaati etkileyerek toplumsal kimlik, özne veya ideoloji kurgusunda önemlidir. Toplumsal ve siyasal mücadelelerde olumlu ve olumsuz etkilere sahiptir. Örneğin Türkiye için Ermeni meselesi. Dönemin dinamiklerinde bir şekilde birçok ölüm gerçekleşmiştir. Sonrasında her iki siyasal aktör için yas süreci beklenir ancak durum pek öyle olmamıştır. Bir taraf inkar yoluna giderken diğeri intikam yolunu seçmiştir. Bunun yüzünden üzerinden yıllar geçse dahi gerekli yüzleşme ve katarsis gerçekleşmediği, yası tutulması gerekenlerin yası tutulmadığı için her bir hamle yapıcı değil yıkıcı nitelikte olmaktadır. Bir taraf suçu reddederek karşı tarafı hainlikle suçlayarak bir obsesyon geliştirirken diğeri suçun işlendiğini ve bedelin ödenmesi gerektiği yönünde saplantı geliştirmektedir. Eğer sağlıklı bir yas süreci yaşanmış olsa idi barış sağlama yoluna gidilebilirdi. Yas sürecinin sağlıklı geçirildiği bir örnek olarak olumlu etki olması bakımından Japonya’ya atılan atom bombası gösterilebilir. Bu deneyim birçok acı kayba yol açmıştır. Japonya savaşın kaybı ve iki kentine atom bombasının atıldığı gerçeğini kabul etmiştir. Birçok kaybı ve acı sonuçları kabul edip yas tutmuştur. Olayı hatırlatacak unsurları göz önünde tutarak, bu unsurlara simgesel nitelik atfederek, olayı geride bırakmışlardır (hatırlanması bakımından Lacancı anlamda bir yas). Toplumsal olarak yaşantılarını sekteye uğratmamış, gelişmeye devam etmiştir. Türkiye’yse Osmanlı’dan kopuşu olarak modernlik adımlarıyla bazı kökten değişikliklere gitmiştir. Osmanlı geçmişini tarihsel olarak kabul edip farklı rejimle devam ederek Osmanlı’yı simgesel alana taşımak ve yasını tutmak siyasal aktör olarak faydasınadır. Anlaşılıyor ki yasını tutan toplum veya kişi olayı geride bırakabilir. Tutamayansa sürekli orada kalır ve aynı davranışları sürdürüp durur. Diğer bir örnek dünya savaşının ardından Almanya’nın savaşın kaybını ve hataları kabullenip yasını tutmasıdır. Savaş sonrası nazi selamının dahi yasaklar hale gelerek gelişmiş ülkelerden biri olarak konumlanması, yani yasını tutup önüne bakması faydasına olmuştur.

KAYNAKÇA

Sigmund Freud, Yas ve Melankoli, (Cep Boy), Telos Yayınları, 2015.

Judith Butler, İktidarın Psişik Yaşamı/Tabiyet Üzerine Teoriler, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2015 (İkinci Basım) “Melankoli, Belirsizlik ve Öfke”.

Judith Butler, Kırılgan Hayat, Metis, 2018, “Şiddet, Yas, Siyaset”.

 

 

Ayça Nur DURSUN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.