Dünden Bugüne Reenkarnasyon ve Örnekleri

0 4.500

Reenkarnasyon ya da Türkçe adıyla “Ruh Göçü”, ruhun sürekli bedenlenmesine insanlarca konulmuş isimdir. Konu üzerine yapılan kapsamlı çalışmalar, birer vaka olarak öne sürülen onlarca kişiye rağmen henüz kanıtlanmamış bir olgu olsa da tarihte de günümüzde de çok büyük bir inanç kaynağı olmuştur. 

Hindular, Jainistler, Ekistler, Kaodaistler, Vikanlar, Deneysel Spiritüalistler, İskandinavlar, Kızılderililer, Budistler, Mısır/Kelt/Maya/İnka toplulukları, Ortadoğu’da yer alan Nusayrilik ve Dürzilik gibi dinler tarafından benimsenmiş reenkarnasyon inancına göre reenkarne olduğunuzu anlamanın belli başlı belirtileri var. Öncelikli olarak dejavu hissi, reenkarnasyon inancına göre tamamen önceki hayatlarımızla kurduğumuz anlık bağlantılar sonucunda ortaya çıkıyor. Sürekli olarak tekrarlanan rüyalar ise önceki hayatımızdan bize gelen mesajlar olurken; doğum lekeleri de bir belirti olarak sayılıyor. Ama en büyük belirtilerden biri ise doğal yetenekler. Mesela bir kişi daha önce hiç eğitim almadığı ya da deneyim edinmediği spesifik bir konuda oldukça iyiyse bu, önceki hayatında o konuyla ilgili olduğunu gösterir. Ayrıca reenkarnasyonun gerçekliğini benimseyen bilim insanlarına göre çocukların söylediklerini oldukça dikkate almalıyız. Çocuklar yetişkinlere kıyasla henüz daha az yaşam tecrübesine sahip olduğundan ve dış etkenlere daha az maruz kaldığından söyledikleri şeyler oldukça önemlidir. 

Reenkarnasyonun öneminin çok büyük olduğu yerlerden biri de İskandinavya Nors mitolojisidir. Viking tarihinde kaleme alınan Edda destanında reenkarnasyon işlenmiştir. Reenkarnasyonun yeri Vikinglerin Valhalla inancında varken bu inanç, Şamanizm ile oldukça benzer özellikler gösterir. Şamanizm’de de ruh göçü oldukça önemlidir; öyle ki ölüm ardından bedenini terk eden ruhun öte âlemde diğer ruhlar ile tekrar doğduğu varsayılır. Daha detaylı bahsetmek gerekirse: Şamanist topluluklarda kişinin üç can ile dünyaya geldiği öne sürülür. Türk Şaman mezara gömüldüğünde bir kısmı mezarda kalır, diğer bir kısmı yer altı ruhlar dünyasına geçiş yaparken üçüncü kısmı ise göğe yükselir. Göğe yükselen canları, o âlemin bekçisi ile geçiş yapar. Gölgeler diyarına, yani yeraltı dünyasına, inen parça ise yeryüzünde sürdüğü yaşama benzer ikinci bir yaşam sürmeye başlar. Belirli bir sürenin ardından tecrübe edinmiş olan Şaman tekrardan dünyaya döner ve başka bir yaşama başlar. Şamanlar bu inanca geçmişte “Sansar” adını vermiştir. 

Taoizm’de reenkarnasyonun adı ilk kez Han Hanedanlığı zamanında anılmıştır. Bu dönemde reenkarnasyon inancı belgelere alınmıştır ve herkese anlatılmıştır. Mesela Lao Tse’nin üç hükümdar ve beş imparator dönemlerinde farklı bedenlerde yaşadığı öne sürülür. Taoizm’in kutsal kitabı Chuang Tzu’da doğum bir başlangıç, ölüm ise bir sonlanış olarak ele alınmaz. Varoluşun sınırsız ve süreklilikten ibaret bir kavram olduğu anlatılır. Onlara göre zaman, belli bir başlangıç noktası olmayan süreklilik; doğum ve ölüm ise dış dünyaya bakan sonuçlardır. 

Heredot’a göre reenkarnasyon inancı Mısır’dan Grek kültürüne geçmiştir. Grekler reenkarnasyona “Metempssychosis” ismini vermiştir ve Batı tarihi Kelt rahiplerinin inancı da bu kültüre dayanır. Greklerde reenkarnasyon Pisagor ve Ofre ile birlikte başlamıştır. Pisagor, o dönemde reenkarnasyon doktrinini çevrelerine verdikleri hayat görüşü eğitimiyle açıklamıştır. 

Büyük dinlerde ise reenkarnasyonun yeri daha farklıdır. Yahudilikte bu inanç, yalnızca geleneksel Yahudilerde yer alır. Onlara göre Adem önce Nuh, sonra İbrahim ve Musa olarak hayata gelmiştir. Esseniler isimli Yahudi topluluğu reenkarnasyon inancını benimseyen ilk kesim olmasıyla birlikte, Yahudilerin mistik ve ezoterik tradisyonu olarak bilinen “Kabala” içinde de ruh göçü yer alır. Yahudiler bu anlayışa İbranice’de “ruhların devreleri” anlamına gelen “Sha’ar Ha’Gilgulim” adını vermiştir. 

Hristiyanlıkta ise ruh göçü en çok Augustinus ile anılır. Augustinus, “Söyle Tanrım, bana çocukluğumdan önce yaşamış olduğum, bir önceki ölümünde ayrılmış olduğum bir neslin devamı mıyım? Bu yaşamdan önce neredeydim?” sözlerini sarf eder. İslam’da ise reenkarnasyon anlayışının izlerine rastlanmaz. Aynı ruhla bir başka bedenin tekrar dünyaya geleceği söz konusu bile olamaz. 

Görüldüğü üzere reenkarnasyonun ne olduğu ve nasıl gerçekleştiği konusunda kültürlere ve dinlere göre farklı inançlar mevcuttur. Bu anlayıştaki modernleşme süreci ise Rönesans’ta başlamıştır. İtalyan şair ve filozof Giordano Bruno, ruh göçü hususunda ilk anılan isimlerdendir. Sonrasında Alman ekolünde de Goethe ve Lessing tarafından bu olgu işlenmiştir. Fakat esas ilgi, 19. yüzyılda Batı’nın okültizme artan ilgisiyle Hint dinlerinin, filozoflarının ve antropologlarının incelenmesiyle başlamıştır. Birçok ezoterik grup, inançlarının temeline reenkarnasyonu yerleştirdi. Bu yayılımın sonucunda Allan Kardec tarafından spiritizm ve H.P. Blavatsky tarafından Teozofi Cemiyeti kurulmuştur. Günümüzde ise reenkarnasyon, New Age denilen akımda yerini bulmuştur. 

Reenkarnasyon söz konusu olduğunda akla gelen bilim insanlarından en önemlisi şüphesiz Ian Stevenson’dır. Bu konuda en ayrıntılı incelenmiş dosyalar kendisine aittir. Stevenson, vakalarında öncelikle çocuklara yer vererek 2000’i aşkın vaka üzerinde incelemeler yaptı. Çocuğun anlattığı önceki hayatı ölen kişinin hayatıyla bir paralellik taşıyorsa bunu bir kanıt olarak ele alıyordu. Aynı zamanda ölen kişilerin ölümlerine sebep olacak bir yarası varsa bu yara, reenkarnasyonun ardından sonraki bedenlerine bir doğum lekesi olarak geçiyordu. Stevenson, incelemelerini genelde reenkarnasyona inanan toplumlar üzerinde sürdürmüştür ve reenkarne olduğunu iddia eden her bir vakayı en ince detayıyla değerlendirmiştir. Stevenson, kitaplarında bu vakaların hikâyelerine de yer vermiştir. 

Vakalardan biri ise “Ma” olayıdır. U Aye Maung ve karısı Daw Aye Tin Burma’nın Nathul kasabasında yaşarken ada, II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar tarafından işgal edilir. Müttefik uçakları her gün kasabayı bombaladığından kasaba halkı gündüzleri ormana kaçıp akşamları geri dönüyordu. U Aye Maung ise istasyonda bir hamal olarak çalışıyordu ve karısı ile üç kızlarıyla birlikte fakir bir hayat sürüyorlardı. O sırada Daw, Japon ordusundan bir aşçı adam ile tanıştı. Birbirilerine kendi milli yemeklerini yapmayı öğrettiler. Bu adam genellikle üstü çıplak, altında yalnızca şortuyla duruyordu. Sonrasında itibatları kesildi.

Daw, bir süre sonra dördüncü çocuğuna hamile kaldı ve hamile kalmasının hemen ardından sürekli bir rüya görmeye başladı. Rüyasında üstü çıplak, yalnızca şort giyen bir adam sürekli kendisine misafir geleceğini söylüyordu. 1953 yılında ise Daw nihayet çocuğunu doğurur ve doğan kız çocuğuna Ma Tin Aung Myo ismini verirler. Bu çocuk kasığında bir parmak büyüklüğünde bir doğum lekesine sahiptir. 

Ma, ne zaman bir uçak geçtiğini görse ya da duysa ağlamaya başlıyor, “Eve gitmek istiyorum” diye ağlıyordu. Sebebi sorulduğundaysa uçakların kendisini vurup öldüreceğinden korktuğunu söylüyordu. Fakat 1945’ten beri orada hiçbir uçak saldırısı yaşanmamıştır. Daha sonrasında Ma’nın anıları daha da detaylanır. Kendisinin Kuzey Japonya’da yaşadığını, evli ve beş çocuklu olduğunu ve Japon ordusunda bir aşçı olduğunu söyler. Hayatının sonlarında odun kümesinin yanında yemek yapıyormuş. Üstündeki gömleği çıkarmış, altında yalnızca şortu varmış. O sırada geçen iki kuyruklu uçağın içindeki pilot kendisini fark etmiş ve saldırmış; kendisi oracıkta ölmüş. 

Stevenson’ın araştırmalarına göre Ma’nın tarif ettiği uçak gerçekten tam da o sıralarda kullanılan Amerika’nın Lockheed P38 Lightning modellerinden biriymiş. Arada sırada farklı bir dil (muhtemelen Japonca) konuşan Ma, sıklıkla Japonya’ya gitmek istediğini söylermiş. Zaman içerisinde Ma’nın anıları kaybolsa da karakteri hâlâ çevresindeki diğer kadınlara nazaran farklıydı. Erkeksi kıyafetler giyiyor ve erkeksi tavırlarda bulunuyordu. İlk regl gördüğünde bile bunun erkeksi olmadığını söyleyerek sinirlenmiştir. Sonrasında da bir erkekle birliktelik kurmak istemediğini, bir karısı olmasını istediğini söylemiş ve yerinin erkeklerin yanında, orduda savaşmak olduğu hakkında diretmiştir. 

Stevenson’ın daha bunun gibi birçok vakayı incelediği kitapları mevcut. Fakat en büyük referans olarak “20 Örnek Reenkarnasyon Vakası” kitabını ön sıralara koyabiliriz.

 

Kaynak ve İleri Okuma

Akademia- Reenkarnasyon

Pakman World / WordPress – Reenkarnasyon (Ruh göçü – Tekrar doğuş) Örnekleri 2

Melisa YILDIZ

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.