Paul Cézanne: “Tuval Felsefesi”

0 3.705

Paul Cézanne, Fransız post-empresyonist ressam olan, modern sanatın gelişmesine yaptığı katkılar ve etkisi nedeniyle çoğu zaman modern sanatın babası olarak anılmıştır. Empresyonizm ile kübizm arasında da bir köprü oluşturmuştur. Yaptıkları tuvallerde ışığa önem veren ressamlardan ziyade Cézanne, resmin alt yapısına önem verir, temele iner. Soyut resmin önünü açar ve böylece kübizmi de etkiler. İnanılmaz bir yetenek ve ruhtur o; fırçaları kalem, tuvali kâğıt misali anlatır sanki. Ben onu bir ressam değil, filozof olarak görüyorum. Dönem dönem kaybolan konular, tuvalinin değişen başrolleri, bazen karanlık bazen canlı oluşu, katman katman içinden başka bir Cézanne çıkması… Ve en sonunda pek çok kuraldan ayrılarak yeni, sade, benzersiz ama çok iyi işlenmiş işler ortaya koymuş, perspektif gibi klasik kuralları zinhar umursamamış. Bütün bunlardan mütevellit gözümde eserleri adeta birer kitap ve Cézanne ise bir filozoftur gözümde. Kutsal renklerle felsefenin babasını yapacak kadar muazzam bir beyin ve ruh!

Resim dilinde felsefe yapmış olan Cézanne’nın tablolarının bilindik tanımlarına pek uymadığı gibi, gerçekliği yansıtmadığı düşünülür. Peki, nedir gerçeklik? Yansıtılacak bir şey mi? Gerçeğe sanki hep cepheden bakmak gerekmektedir. Nedense her zaman gerçekle yüz yüze olduğumuzu düşünürüz. Oysa böyle bir yüz yüze olma durumundan söz edilemez. Nesnellik diye bir şey yoktur. Zaten öznellik diye bir şey de yoktur. Bu, ikili bir yanılsamadır. Dünya olmadan bilinç diye bir şey düşünülemeyeceği gibi, bilinç olmadan dünya diye bir yer de düşünebilmek mümkün değildir. Düşündüğüm dünya ile beni yaratan dünyayı birbirlerinden ayırabilmek olanaksızdır. Biraz düşünecek olursak bilincimizin, dışımızda kalan nesnelerin nesnel gerçekliği konusunda herhangi bir bilgiye sahip olamayacağını anlarız. 

Cézanne’nın resimlerinde yakaladığı şey, tam da hem felsefede hem de sanatta kaybettirmek istenen o bulanıklık, titreşim, kusur ve illüzyonlardır. Oysa dünyanın ona cepheden değil, içinden bakan insan varlığı için kusursuz olması mümkün değildir. Çünkü algılama perspektifli bir süreçtir. “Doğa yüzeyden çok derinliktir; kırmızılarla, sarılarla temsil edilen ışık titreşimleri içine mavi katılması, derinlik izlenimini uyandırmak içindir.” “Resimde iki önemli araç vardır: göz ve beyin. Göz doğaya bakarak, beyin ise organize edilmiş duyular mantığıyla birbirlerini desteklemeli; uyum içinde birbirlerine yol göstererek ifadeye araç olmalıdırlar.” diyen Cézanne’e karşı büyük şeyler hissetmek çok normaldir. Bu sözlerden zaten kübizmin hissettirildiğini rahatlıkla anlarsınız. Yani Cézanne’nın tablolarında sanıldığı gibi perspektif hataları yoktur, onlarda, iki nesnenin aynı anda görülemediği dünyayı görürüz. Ayrıca sanatçının son on yıllık dönemi, lirik dönem olarak bilinir. Bu dönemde, lirizme ve daha özgür fırça vuruşlarına belirgin bir şekilde yönelerek gösterişli ve cüretkâr yapıtlar vermiştir. Cézanne, 1906’da fırtına sırasında dışarıda resim yaparken rahatsızlanmış, bir hafta sonra, 22 Ekim’de zatürreden ölmüştür. Paul Cézanne şu sözünün bende çok özel bir yeri vardır; “Sanat hakkında hüküm vermem gerektiğinde, resmimi alıp bir ağacın ya da bir çiçeğin, Tanrı’nın yarattığı bir nesnenin yanına koyarım. Ortada bir uyum yoksa sanat da yok demektir.” Bu ne muazzam, derin ama yalın bir bakış açısıdır. Kendime bunu felsefe yaptım bende; ne zaman insanlar hakkında bir hüküm vermem gerekse, onu alıp evrenin diğer güzelliklerinin yanına tutuyorum. Ortada bir uyum yoksa insan da yok demektir.

Kaynakça:

Pivada.com

Wannart.com

Sanategitimidergisi.com

Şevval FALAY

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.