1980’ler: Sermayedarların “Güzelleşmesi”

0 4.130

1980’lerin Türkiye’sini tarif etmeye çalıştığımızda hem baskının hem de
özgürleşmenin bir arada olduğunu söyleyebiliriz. Bu biraradalık, önce 12 Eylül askeri
darbesi ile başlayan on yılın; şiddet, idamlar ve cezalar gibi özgürlüğün tam tezatı ile
devam ederken aslında özgürlüğe acıkmasıyla ilgilidir. Doğrudan bir neden-sonuç
ilişkisi ile ifade edilemeyecek kadar karşılıklı belirlenim ilişkisi içerisinde gerçekleşen
bu on yıl, genel anlamda ilk zamanları daha baskıcı olarak geçerken ikinci yarısı daha
özgür ve imkanlarla dolu geçmiştir. İmkanlarla dolu geçmiştir derken bu imkanların
toplumun her kesimini kapsadığını iddia etmek doğru olmaz. 80’lerin büyüme ve
kalkınma odaklı politikası olan “yüksek enflasyona dayalı büyüme modeli”, toplumda
orta ve üst sınıflarda gelir artışına neden olmuştur. Ancak alt sınıfın gelir kaybı pahasına
bu durum gerçekleşmiştir. Yani seksenlerin geniş imkanları herkes için varolmamıştır.
Bu geniş imkanların çıkış noktasını da yalnızca askeri darbenin baskıcı yapısına bir
cevap olarak görmek doğru olmaz. Bu bir etkendir ancak bunun gibi pek çok etken bu
özgürlükler ve imkanlar dönemini tetiklemiş olabilir. Kuşkusuz bunlardan en etkilisi
liberal ekonomik uygulamaların toplumda uygulanması ile ilgilidir. Bu uygulamalar
toplumsal, kültürel ve entelektüel alanlarda dönüşümlere neden olmuştur. TRT’nin
renkli yayına geçmesinin gerçekleştiği zamanların bu dönemde olması ve yaygın
Amerikan popüler kültürünün kıta Avrupasında olduğu gibi Türkiye’yi de etkisi altına
alması bu dönüşümün nasıl on yıla sığabildiğini gösterir. Çünkü baskıcı bir dönemden
bu kadar yaygın imkanlara geçiş on yıl içinde hızlıca olabilmiştir. Toplum ekonomik
uygulamalar sayesinde ülkesine gelen imkanları gerek TRT’den gerek vitrinlerden pek
ala görebilmektedir. Sonuç olarak ışıl ışıl sokakların vitrinlerinde görülen ve hayranlıkla
seyredilen ürünlere alım gücü düşük insanların da bakması yasak değildir. Toplumun
zengini de fakiri de o ışıltılı sokaklarda göz göze gelebilmektedir. Alım gücü yeterli
olanların yaşamına kattığı lüks ürünleri, alım gücü yeterli olmayanlar da hayallerine
katmaktadır. Amerikan popüler kültüründen herkes haberdardır ve bu kültür olumlanan,
istenen ve arzu edilen bir yaşam tarzıdır. Öyle ki ülke başbakanı Turgut Özal dahi sık
sık Amerika’ya ziyaretleri ile bilinmektedir. Yani 1980’ler Türkiyesi‘nin günlük yaşamı
“Amerikanlaşmıştır”.
Bir üst sınıf olarak sermayedarlar için 1980’lerdeki tek handikap Amerikan
popüler kültürüne erişebilmek, yaşayabilmek ve hatta bu kültürü günlük hayatta
sıradanlaştırabilmek değildir. Aynı zamanda 12 Eylül sonrası sağ ve sol çatışmalarına
neden olan militanların tutuklanması ve cezalandırılması bu kesimin özgürleşmesinde
doğrudan etkilidir. Çünkü darbeden evvel bu kesimin kamuoyunda rahatça görünür
olması rehin ve kaçırma gibi güvenlik endişeleri nedeni ile mümkün değildi. Ancak
darbe ile deyim yerinde ise “meydan onlara kalmıştır.” Hem etkili olan Amerikan
kültürüne rahat erişebilen ve yaşayabilen kesim onlardır hem de artık bunu kamusal
alanda sergilemekten kaçınmak zorunda değillerdir. Sermayedarların yükselişini

sağlayan diğer bir mesele de darbe sonucu sıkıyönetimin getirdiği 1402 kanunu ile
ilgilidir. Bu kanun ile üniversitedeki aydınların ideolojik olarak etkinliklerini yitirmesi
ile üniversitelerin neo-liberal politikaların uygulanmasına ses çıkaracak niteliği
azalmıştır. Sermayedarların özgürleşmesinde ve etkinlik kazanmasında aracı rol
üstlenen oluşum ise medyadır. Turgul Özal ile Türkiye’de yükselen yeni-sağ
politikaların gölgesinde sermayenin mallarını pazarlama alanı sunan medya
sermayedarlar lehine etkili olmuştur. Medya, sermayedarlar lehine etkinliğini reklamlar
aracılığı ile arttırmıştır. Bu durum için televizyon reklamlarından margarin yağ örneği
verilebilir. TRT reklam kuşağında 1985 yılında gösterilen bir Paksoy ürünü olduğu
reklamda da belirtilen ve Suna Pekuysal’ın oynadığı “Neba yağları” reklamı
sermayedarların medya etkisini lehlerine kullanarak yükselişini gösteren bir örnektir.
Aynı reklam kuşağında ve yine margarin reklamlarından akılda kalan Zeynep
Değirmencioğlu’nun oyunculuğu ile bizlere sunulan “Vita yağları” ve yine seksenlerin
akılda kalan başka bir margarin markası olan “Evet yağ”… 1980’ler sermayedarların
ünlü ve sevilen oyuncuların da aracılığıyla olumlandığı, yükseltildiği ve hatta
“ikonlaştırıldığı” bir dönem olmuştur. Sermayenin meşrulaşması ve ikonlaşması
toplumsal kesimlerin onu kabullenilmesine ve işçi-işveren ayrımını unutmasına bağlıdır.
Bu ikonlaşma kapitalizm içerisinde özellikle Sakıp Sabancı’nın yükseltilmesi ile
anlaşılır. Sabancı sanki bir sermaye sahibi değilmişçesine kişisel özellikleriyle öne
çıkmış ve meşrulaştırılmıştır. Öyle ki Sabancı adı geçen bir ürün insanlara güven
verecek bir hal almıştır.
Sermayenin kamusal alanda gizlenmesini gerektirecek güvenlik endişelerinden
sonra bu denli yükselişinin en önemli noktası kapital üretim tarzının Özal ile özdeşleşen
yeni-sağ politikalarıdır. İşte bu neo-liberal uygulamaların etkisi ile bu yükseliş
1980’lerde bu denli hızlı ve etkili olmuştur. Sermaye sahiplerinin güzelleşmesi
söylemimiz, güzelleşmenin niteliği itibari ile güzel olmayan birinin yaşayacağı durumu
ifade etmesi ile 1980’lerdeki durumu açıklamaya uygun olmaktadır. Çünkü 1970’lerde
güzel olmayan, istenmeyen ve güvenlik tehdidi yaşayan sermayedarlar, 1980’lerde
bunlardan kurtularak kapital sistemde önemli bir role sahip olarak “güzelleşmiştir”. Orta
sınıfın kalkınma modelleri ile zenginleşmesi, sermayenin meşrulaştırılması ve
Amerikanlaşan kültürün yaşanması konusunda hevesli olunmasına neden olmuştur.
1980’lerdeki alt sınıf ise vitrinlere bakan ve Amerikan kültürünün hayalini kuran
konumu ile ayrıca ele alınması gereken bir mesele olarak önem taşımaktadır.
Kaynakça
Ahmet Oktay, Türkiye’de Popüler Kültür, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1993), 99-
122.
Gülseren Adaklı, “Popüler İkon Olarak Sermayedar: Sakıp Sabancı” Praksis (4) 2001,
241-266.

Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak: 1980’lerin Kültürel İklimi, (İstanbul: Metis
Yayınları, 1992).
Rıfat Bali, Tarz-ı Hayattan Life Style’a, (İstanbul: İletişim Yayınları, 2002).
TRT Arşivi, 1985.

Ayça Nur DURSUN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.