Ronald Reagan ve Politika

0 3.329

Eğer zaman 1980’ler yönünü gösteriyorsa, genel olarak Soğuk Savaş döneminin sonuna doğru geliyoruz demektir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için Soğuk Savaşın sona ermesi; “ABD’nin -1945’ten bu yana- Sovyetler Birliği (SB) ile olan küresel uluslararası sistemdeki hegemonya rekabetinde zaferini ilan etmeye hazırlanması” demekti. 1980’li yıllarda yaşanan Soğuk Savaş Dönemi, İkinci Soğuk Savaş olarak adlandırılmaktadır. Çünkü Soğuk Savaş üç önemli aşamaya bölünmüştür: Birinci aşama: 1945-1963 dönemidir. Birinci Soğuk Savaş olarak adlandırılan bu dönemde, iki taraf arasında siyasi, ideolojik çatışma, askeri çatışmalar gibi konularda gerilimler artıyordu. Örneğin; Kore Savaşı, Küba Füze Krizi, Süveyş Krizi gibi olaylar bu dönemde gerçekleşmiştir. İkinci aşama: 1963-1980 dönemidir. Bu döneme Yumuşama(detant) Dönemi denir. Kendi nükleer füzelerini kullanarak iki taraf arasında tüyler ürperten ilk doğrudan çatışma gerçekleşmiştir. Küba Füze Krizi sonucunda yeni bir yumuşama dönemi başlamış ve 1970’lerin tümüyle tamamlanan yumuşama dönemi devam etmiştir. Üçüncü aşama 1980’lerdir. Soğuk Savaş’ın son adımıdır ve İkinci Soğuk Savaş olarak adlandırılır. Bu zamanlarda ABD ile SB arasında gerilim tekrar artmıştır. 

Ronald Reagan ise, Kaliforniya’ya 1967 ve 1975 yılları arasında iki dönem vali olarak hizmet etmiş ve siyasi deneyimler kazanmıştır. 1968 ve 1976 yıllarında başarısız olduğu başkanlık adaylığında, 1980’de başarılı olup seçimleri kazanmış, Cumhuriyetçilerin desteklediği başkan olmuştur. 1984 yılında ise ikinci döneme girmiş, yeniden başkan seçilmiştir. Başarısı ABD tarihinin en büyüklerinden biridir. Yeni Sağ’ın (New Right) 1980 başkanlık seçimlerinde Ronald Reagan’ı Beyaz Saray’a getiren bir politika yaklaşımı ve seçim aygıtını oluşturması, ABD’de -klasik liberal ekonomiyi değiştirmek anlamına gelen- neo-liberalizmin doğuşunun tetikleyicisi olan koalisyonu da meydana getirmiştir. Reagan, 1980’deki başkanlık kampanyası sırasında, SB üzerinden çok daha agresif bir Soğuk Savaş dış politikası fikrini savunmuştur. Seçimleri kazandığında artık Sovyetlere karşı saldırgan bir yaklaşımla karşı karşıya kalan Amerikan dış politikasının yeni bir kimliğe bürünmesinin zamanı gelmişti. Bu açıdan bakıldığında, Ronald Reagan ve dış politikasından 1950’lerin Eisenhower dış politika yaklaşımına varmış oluyoruz. Ayrıca yeni bir ideolojik dalga dünyası olarak doğan neo-liberalizmi görüyoruz. Üstelik sadece Ronald Reagan değil, Margaret Thatcher, Turgut Özal da bu yaklaşımı benimsemiştir. Yine Ronald Reagan, 1980’deki başkanlık seçimlerinde Amerikan ulusuna; vergileri indirme, savunma harcamalarını artırma ve federal bütçeyi dengeleme sözünü vermiştir.

Özellikle Amerikan dış politikası bağlamında; Reagan’ın dış politika anlayışını kavrayabilmemiz açısından önemli bir slogana da ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu slogan yalnızca Amerikan Dış Politikası için değil, aynı zamanda Amerikan siyasi kültürü için de mevcut olan bir söylemdir: “Make America Great Again!” Amerika’yı yeniden büyük yapalım, Amerika’yı yeniden yüceltelim gibi anlamları taşıyor. Sloganın hedefi ekonomiyi, siyaseti, askeriyeyi, diğer alanları da tamamen kapsıyor. Bu doğrultuda 1980’de bir politika geliştirilmiştir, Reagan artı ekonomi: Reaganomics (Reaganomik). Bu politika, muhalifler tarafından yaygın olarak arz yönlü ekonomi (supply-side economics), aşağı sızdırma ekonomisi (trickle-down economics) veya vudu ekonomisi (voodoo economics) ile ilişkilendirilir ve karakterize edilirken, Reagan ve savunucuları buna serbest piyasa ekonomisi (free market economics) demeyi tercih etmiştir. Ronald Reagan’ın bu ekonomik yaklaşımı neo-liberalizmin doğrudan yansımasıdır. Ve bu yeni yaklaşım, Ronald Reagan’ın dış politikası tarafından formüle edilmiştir.

 Ayrıca Reagan, 1980’lerde SB için yeni bir terim kullanmıştır. “Bu Kötü İmparatorluk (It is Evil Empire).” Amerika SB karşısında askeri olarak güçlü olmak zorundadır. Bunun için de savunma harcamalarının artırılması gerekir. Ve Reagan’ın ünlü “Evil Empire Konuşması’nda” bu konuda önemli ip uçlarını görüyoruz. Örneğin,  “Amerika olmak ne demektir? Amerika olmak; zafer, barış, demokrasi, insan hakları, özgürlükler demektir. Rakip, bildiğimiz üzere SB’dir ve kötülüğün bir parçasıdır. SB kötülük, günahlarla dolu, demokrasiye, barışa vs. karşı bir devlettir. Bütün bunlar karşısında ABD koruyucu roldedir ve bunun için özel bir girişim olmalıdır; o da stratejik savunma girişimi olan Yıldız Savaşlarıdır (Star Wars).” SB’ye karşı bu proje için ABD milyon dolar harcamıştır. ABD’nin buradaki konumu adeta bir özgürlük savaşçısı niteliğindedir. Özgürlük savaşçısı olan ABD; Nikaragua, Lübnan, Afganistan, El Salvador, Şili ve Güney Afrika’da mali açıdan anti-komünist grupları destek vermiştir ve destekleri genellikle gizlidir.

Bu dönemde bir de İran-Kontra meselesi (Iran-Contra affair) olarak adlandırılan bir skandal ortaya çıkmıştır. ABD’de Reagan yönetiminin ikinci döneminde yaşanan siyasi bir skandaldır. ABD’nin üst düzey yönetim yetkilileri, silah ambargosuna konu olan İran İslam Cumhuriyeti’nin Humeyni hükümetine silah satışını gizlice kolaylaştırdı. Yönetim, silah satışından elde edilen geliri Nikaragua’daki Kontraları finanse etmek için kullanmayı umuyordu. Boland Değişikliği (Boland Amendment) uyarınca, Kontraların hükümet tarafından daha fazla finanse edilmesi Kongre tarafından yasaklanmıştı. Silah sevkiyatlarının resmi gerekçesi, bunların Lübnan’da İran İslam Devrim Muhafızları’na bağlı paramiliter bir grup olan Hizbullah tarafından tutulan yedi Amerikalı rehineyi serbest bırakma operasyonunun parçası olduğuydu. Reagan yönetiminden bazıları, satışların Hizbullah’ın rehineleri serbest bırakması için İran’ı etkileyeceğini umdu. Ancak İran’a izin verilen ilk silah satışı 1981’de, Lübnan’da Amerikalı rehineler alınmadan önceydi. Skandalla ilgili önemli miktarda belge ya Reagan yönetimi yetkilileri tarafından imha edildi ya da müfettişlerden saklandı. Skandal bugün bile bilinmeyenlerle dolu. ABD ile İran arasında silah ve çeşitli askeri teçhizat satışına ilişkin gayri resmi görüşmeler, Kasım 1986’da Lübnan dergisi Ash-Shiraa tarafından ortaya çıkarılmış ve Ronald Reagan, skandalın büyümesi üzerine bir televizyon konuşması yaparak olayın varlığını yalanlamıştı. Bir hafta sonra Reagan yine televizyonda İran’a silah satışını teyit eden bir konuşma yaptı ancak bunun rehineleri kurtarmak amacıyla olmadığını söyledi. Neticede, ABD bu olayı da yine gizli bir şekilde çözdü.

 

Ülkü CENGİZ

 

KAYNAKÇA:

Ömer Kurtbağ,“Eleştirel Uluslararası İlişkiler Yaklaşımları Çerçevesinde Amerikan Dış Politikasının Analizi -Hegemonya Söylemi Ve Amerikan Muhafazakâr Sağı”, Ankara-2007, Sayfa 82-186

Gültekin Sümer, “Amerikan Dış Politikasının Kökenleri ve Amerikan Dış Politik Kültürü”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 19 (Güz 2008), s. 119-144

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.