1990’lar: Türk Kadın Kimliğinin İfadesindeki Güçlük

0 4.404

1990’lı yıllar, 1980 Türkiye’sinin ışıltılı ve vitrinleri parlayan sokaklarından daha
karanlık ve suç anlamına gelen bir döneme geçişin yaşandığı yıllardır. Kapitalizm ve
serbest ticaretin bir anda “özgürleştirdiği” insanlar belki de alım güçlerinin yetersizliği
dolayısı ile bir tür “çaresizlik” içerisine sürüklenmiştir. Bu da suç oranlarının artmasına,
gazete ve televizyon haberlerinde suçun normalleşmesine yol açmıştır. Bu normalleşme
diğer bir yönüyle dışardan olan, dünyaya bakınca yaşanan idamların, ölümlerin ve
kayıpların açıkça yayımlanan bir şey olmasından kaynaklı da olabilir (Gürbilek, 2001).
Bu on yıl kadın mücadeleleri için de bir anlam taşımaktadır. 1990’lı yıllar kadınların
hak talepleri ve feminist mücadeleler konusunda çeşitlilik içermektedir. Çünkü bu
dönem için tek bir tip ile ifade edilen kadın tanımı yapılamaz ve bunun sonucunda
talepler de çeşitlenmektedir.
Türkiye’de kadının kamusal alanda görünür olması ve hak sahibi olması Cumhuriyet’in
ilk yıllarında 1930’larda hak kazanımları doğrultusunda gerçekleşmiştir. Osmanlı
döneminden süreksiz olarak bakılarak, Cumhuriyet’in kuruluşunun özünde olan
Kemalizm ideolojisi ile başlangıç verilebilen bir mücadeledir. Kemalist ideoloji kadına
bir rol biçmektedir. Bu rol kadını kemalizmin hedefi olan “millileşme” çabasının bir
aracı yahut taşıyıcısı-aktarıcısı olarak konumlandırmaktadır. Kemalist ideolojinin
Osmanlı’dan süreksiz olarak kadın meselesini ele alması da zaten bu hedef yüzündendir.
Ancak kemalizm ideolojide biçilen milliyetçilik amaçlı role ek olarak kadının hane
içindeki anne rolü sürmektedir ve geleneksel rolleri devam etmektedir. Kadın hala
geleneksel anlamda “milletin namusu” olarak simgeselleştirilmektedir (Ağduk, 2000;
Keyder, 2000).
1980 sonrası ise toplumda pek çok dönüşüme yol açan serbest piyasa ve küreselleşme
olgularının etkisiyle kadın meselesi için de farklılaşmalar söz konusu olmuştur.
Kadınların toplumsal rolleri sorgulanmaya başlanmıştır. Feminist hareketin de bu
dönemde yükselmesi ile yalnızca anayasal haklar yeterli bulunmamıştır ve toplumsal
cinsiyet eşitsizlikleri dile getirilmeye başlanmıştır. Kadının kendi kimliğini belirlemesi
meselesi söz konusu olmuş, Kemalist ideolojinin kadınlara biçtiği rol değişmese de
kadınların kendilerine biçtiği rol değişmeye başlamıştır (Ağduk, 2000).
Feminist hareketin yükselişi ve sokakta bunun eylemlerle sürmesi 1990’lı yıllara dek
sürmüştür. Ancak sonraları Siyasal İslam, Kürt hareketleri gibi meselelerin etkisi ile
kopmalar yaşanmıştır. Tek tip bir kadın kimliği çizilememiş; sosyalist, radikal,
Kemalist, İslamcı, Kürt feministler ortaya çıkmıştır. Şehirli, gecekondulu ya da köylü
kadınlar söz konusu olmuştur (Ağduk, 2000). Yani homojen olarak ifade edilebilecek
bir kadın tipi imkansızlaşmıştır. Kadın tipleri de istekleri de çeşitlenmiştir. Bunun

oluşmasında Kemalist ideolojiden gelen yasal imkanlar ve feminist hareketin rüzgarları
oldukça etkilidir.
1990’lar Türk kızlarına rol model olma potansiyeli taşıyan ve Türkiye’nin ilk kadın
başbakanı olan Tansu Çiller’in yükselişinin gerçekleştiği yıllardır. Ancak Çiller de
gerek politikalarında kadın söylemlerine yer vermeyişi gerek geleneksel rolleri ve erkek
egemen söylemi sürdürmesi bakımından feminist çevrelerin desteğini kaybetmiştir
(Ağduk, 2000).
1990’larda yeşeren ve Batılı feminist yaklaşımlardan dolaylı olarak etkilenen yeni bir
feminist tür ise İslami feminizmdir. Bu yıllarda bu feminizmin yükselişi dönemin
entelektüel müslüman kadınlarının söylemleri sayesinde olmuştur. Bu entelektüel
kadınlar kendi kimliklerini belirleme amacı ile seküler feminizmden ayrı olarak İslamcı
bir feminizm geliştirmiştir. İslami kaynakların yeniden gözlemlenmesi ve yorumlanması
ile kadın kimlikleri anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Her ne kadar İslamcı kadın kimliği
olarak değil evrensel bir kimlik yaratma çabası içinde olsa da bu tür, çeşitli “kadın
tipleri” içinde İslamcı bir yorum olması bakımından 1990’lı yılların kadın tipi
çeşitliliğine bir örnektir (Güç, 2008). Yani anayasal haklarını kullanan ama yine de
İslamiyetin günlük hayatlarının sınırlarını belirlediği bir ahlaki çerçeveye sahip bir
kadın tipidir.
Genel anlamda 1990’lar Türkiyesi’ndeki kadın tipi tıpkı Gürbilek’in Türk romanının
yüzeysel ve taklit yönünü anlatırken alıntıladığı Şerif Mardin’nin söylemlerine
benzemektedir. Mardin’e göre başka yapısal koşulların ürünü olan tip, coğrafya
değiştiği vakit yüzeyselliğe mahkum olmaktadır (Gürbilek, 2001). Ancak Mardin
burada “en azından başlangıçta” bu yüzeyselliğe mahkum olmayı da vurgulamıştır. İşte
Türkiye Cumhuriyeti’ndeki kadın hareketleri ve kadın kimliği gerek millileşme
çabalarının dışardan gelen etkisi çerçevesinde başlamasıyla gerek kapitalizmin
özgürleşmesi imkanları ile kendine yer bulması ile bu yüzeysellikten nasibini almıştır.
Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarından 1990’lara “en azından başlangıçta” böyle olan
bu durum rol model olacak Çiller’in bile eril dilden kurtulamayışı ve İslamcı
feminizmin geleneksel rolleri aşmadaki isteksizliği sonucu kadın-erkek ikili cinsiyet
eşitsizliğinin sürekliliği ile devam etmiştir.
Kaynakça
Çağlar Keyder (der.), İstanbul, Küresel ile Yerel Arasında, (İstanbul: Metis Yayınları,
2000).
Güç, Ayşe. “İslamcı Feminizm: Müslüman Kadınların Birey Olma Çabaları”. Uludağ
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 17/2 (Haziran 2008): 649-673.

Meltem Ağduk, “Cumhuriyet’in Asil Kızlarından ‘90’ların Türk Kızlarına… 1990’larda
Bir ‘Türk Kızı’: Tansu Çiller”, Vatan, Millet, Kadınlar, der. Ayşe Gül Altınay,
(İstanbul: İletişim Yayınları, 2000).
Nurdan Gürbilek, Kötü Çocuk Türk, (İstanbul: Metis Yayınları, 2001).

Ayça Nur DURSUN 1

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.