Türkiye’nin “İkilikler” Mücadelesi: Suriyeli Sığınmacılar

0 4.583

Mülteci kavramı hukuki bir statüdür. İnsanların ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal
gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm görmesi ya da gelecekteki
muhtemel zararı sebebiyle ülkesinden ayrılan ve dönmek istemeyen, korkusu olan bireylerdir.
Mülteciliğin M.Ö. 2000’lere kadar dayandığı, günümüzde ise bu kavramı daha çok duyar hale
geldiğimiz görülmektedir. Bu durumun sebepleri küçük-büyük ölçekli savaşların sayıca
artması, insanların pandemi sonrası yaşamsal/ekonomik refaha daha kolay erişeceği ülkelere
iltica etmesi gibi temel kaygılardan yola çıkmaktadır. Fakat gerçek sadece bu kadar değil;
mültecilik beraberinde entegrasyon sorunu, kimlik bunalımı, yabancı düşmanlığı ve hatta
ırkçılığı da getirmektedir. İş için Almanya’ya göç eden Türk vatandaşlarının maruz kaldıkları
durumlardan, Suriyeli sığınmacılara karşı Türkiye’de takınılan negatif görüşlere kadar…
2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş ile Türkiye’ye göç… Bu konu son günlerde
ülkemizde eleştirenler ve eleştirenleri eleştirenler olarak ikiye ayrılmış durumda. Türkiye,
Suriye’den göç edenlere mülteci statüsü yerine sığınmacı statüsü vermiştir. Çünkü mültecileri
1951 İnsan Hakları anlaşmasına göre geri gönderilmesi yasaklanmıştır fakat sığınmacılar için
böyle bir kavram yoktur. Bu sebeple savaş bitmesi durumunda Türkiye, Suriyelileri geri
gönderebilme hakkını elde edebilmektedir.

Tabii ki sadece Suriyeli göçme ülkemizde ikamet etmemektedir. Genel mülteci
oranlarına bakıldığında Suriye ile Irak, Afganistan, Pakistan, Moldova, Filistin, Myanmar,
Gürcistan, İran, Rus, Ukrayna gibi ülkelerde gerek ekonomik gerek sosyolojik gerekse
yönetimsel problemlerden dolayı ülkesini terk etmişler ya da etmek durumunda kalmışlardır.
Fakat en fazla göze takılan Suriyeliler olmuşlardır. Sebebi ise sayılarının çok fazla
olmalarıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, 2011 yılında Suriye’de çıkan iç savaş sonucu son resmi rakamlara göre
3,6 milyon, gayri resmi istatistiklere göre ise 8 milyon sığınmacıyı ülkesine almıştır. Bu
durum Türkiye’yi en fazla mülteciye ev sahibi yapan ülkeler sıralamasında ilk sıralara
yerleştirmektedir. Türkiye Cumhuriyetindeki vatandaşların çoğu ise bu durumu
eleştirmektedir. Komşu ülke olan Türkiye’ye sığınmak en elverişli yollardan biri olarak
gözükmekteydi. Türkiye’nin Suriyeliler için Avrupa’ya açılan bir kapı olması bu durumu
kolaylaştırmaktadır. Fakat AB bu durumun farkına varıp “Geri Kabul” anlaşması için Türkiye
ile masaya oturulmuş ve bu anlaşma onaylanmıştır. Geri Kabul anlaşmasını kısaca açıklamak
gerekirse AB’ye Türkiye üzerinden yasa dışı yollarla girmeye çalışan ya da daha önceden

girmiş ve farkına varılan kişiyi Türkiye Cumhuriyeti’ne geri gönderilmesini içermektedir. Bu
anlaşma ile Türkiye’nin sığınmacı-mülteci yükü iki katına çıkmış ve bu durum halen devam
etmektedir. Türkiye’deki Mülteci karşıtlarının temel savlarından biri de bu konuda ortaya
çıkmaktadır. Çünkü Türkiye herhangi bir sistematize çıkar yolu aramaksızın gelen mülteci ya
da sığınmacıların Türk vatandaşlarına olan etkileri göz ardı edildiğini düşünülerek bu
bağlamda sosyolojik, psikolojik, sosyoekonomik geri dönütleri için hesap hatası ile karşı
karşıya kalmıştır. Zira mülteci ya da sığınmacıların bugüne kadar kendi ülkelerinde inşa
ettikleri yaşam kültürleri geldikleri (veya gitmeyi düşündükleri) ülkedeki kültür ile çok da
uyumlu olduğunu söylemek maalesef pek mümkün değildir. Bu gerekçe sonucu yaşanan
oryantasyon/entegrasyon sorunu Türkiye’deki Suriye vatandaşları gerçekten yaşananından
iddia balonlarına kadar birçok toplumsal küçük ya da büyük olayın aktörleri haline gelmiştir.
Geri Kabul Anlaşması Avrupa Birliği ülkelerini bu manada korurken Türkiye’yi de serbest
alan haline getirmiştir.
Suriyeli sığınmacıların doğum oranları ise sığınmacı/mülteci karşıtlığının bir diğer alt
savı konumundadır. 2019 yılında yapılan araştırmaya göre 2011 yılından itibaren 405.521
Suriyeli çocuk dünyaya gelmiştir ve bu sayı her geçen gün artmaktadır. Hatay Belediyesinin
açıklamasına göre, Hatay’da her 4 çocuktan 3’ü Suriye uyruklu. Bu durum son olarak ucuz
işçilik kavramını daha da keskinleştirmiştir. İş verenlerin pek çoğu (işin kalifiye düzeyine
göre) Suriyeli işçi çalıştırmak istemektedir. Bunun sebebi olarak Suriye vatandaşları için
sigorta yapmamak, asgari ücretten daha düşük ücrete çalıştırmak, olması gerekenden daha
fazla mesai yapmak durumunda kalmaktadırlar. Bir yanda sosyolojik karşıtlık diğer yanda
maliyet odaklı ekonomik faydacılık: fakat sonuçta net olarak iki taraflı toplumsal
huzursuzluk…
Tüm yönleri ile Suriyeli sığınmacılar konusu risk ve fırsatları ile Türkiye’nin bir
gerçeği haline gelmiştir. Bu gerçek, homojen toplum ile çok kültürlülük arasında bir yerde iki
tarafa da göz kırpmaktadır. Geri Kabul Anlaşması çok temel bir ifade ile kafaları
karıştırmaktadır. Türkiye, Suriyeli sığınmacıların insani gerekçelerine cevap vermekle
yukarıda bahsedilen risklerle muhatap olma ve bu durumu yönetme kaygısı arasında yine iki
tarafa da göz kırpan bir konumdadır.
Net olan tek şey ise; Türkiye’nin söz konusu “ikilikler” dahilindeki mücadelesinin
yakın gelecekte hız kesmeden devam edeceğidir.

KAYNAKÇA:
Mülteci, goc.gov.tr
Geri kabul anlaşması, avrupa.info.tr
İsvehayat, dergipark.com

Mustafa Enes KALAYCI

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.